KIYAMET


bismillah

 “İnsan, Yüce Allah’ın ruhundan üfleyip eşyanın isimlerini, hakikatlerini öğrettiği ve yeryüzünün  halifesi kıldığı mükerrem bir varlıktır. Yaratılış özellikleri itibarıyla kainatın özü kabul edilen insanı değerli yapan, ayrıcalıklı kılan en önemli unsurlar: aklı, fikri ve bilgisidir.

Medeniyetler, ancak yüksek düşünce ufkuna sahip şahsiyetlerle yükselir. ”  Bu sözler  Dr. Yüksel Salman’a (Diyanet İşleri Başk.Dergisi Genel Yayın Yönetmeni) aittir.

Evet böylesi önemli bir varlık olmamıza rağmen, bize bahşedilen onca nimetleri hoyratça kullanmamız, onları yok etmemiz nankörlük değil de nedir?

İşte biz muhteşem canlılar, dünyanın ve de insanlığın sonunu hazırlayacak sahnede rolleri hızla paylaşmış, en iyi performansıyla da ortaya koymaya devam etmekteyiz.

Dünya yok oluştan –kıyametten- sonra yeni bir düzlemde başlangıç yapacaktır. Bu yeni başlangıçta ALLAH’ın arzu ettiği kimseler yaşayacaktır.

Sizlere değerli hocam Seyfettin Cihangir’in (Nakipoğlu Cumhuriyet Anadolu Lisesi) ‘Kıyamet” üzerine yazdığı çok değerli  bulduğum bilimsel makalesini aynen bilgi ve ilginize takdim ediyorum.kıyamet resmi

KUR’AN’DA KIYAMET SAHNELERİ VE MODERN BİLİM ÜZERİNE

 ÖNSÖZ

Biraz kendimden bahsedeyim. 1972 Sarıkamış doğumluyum. Sarıkamış’ta İlköğretimimi bitirdikten sonra Sarıkamış İmam Hatip Lisesi’nde, ardından On Dokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okudum. Çocukluğumdan beridir kozmoloji (evren bilim)’e merak duyan biriyim. Kur’an’da kıyamet sahneleri konusunda araştırmalar yaptım. Sonra bu bilgileri çağımızın ilmi keşifleriyle karşılaştırdım. Yayımlanmış bilgilerin yanında –kanaatimce- daha önce hiçbir kitapta yayımlanmamış bilgileri de bu makalede bulacağınızı umuyorum. Makalemi yazarken bazı amaçlar edindim. Bunlar:

1) Kur’an’da kıyamet sahneleri konusunda Kur’an ayetlerinden hareketle bilgi sunmak.

2) Bu bilgileri çağımızın keşifleriyle karşılaştırmak.

3) Bu şekilde Kur’an’ın insan sözü olmadığını ortaya koymak .

4)  İlmin gelişmekte olduğu ve bu bağlamda  “Kur’an haberleri ve bilimsel bilgi karşılaştırması”  yapmak.

5) Gelişen astronomi ve kozmolojiye ışık tutmak.

Kanaatim; Kur’an’da kozmoloji ile ilgili konuların kelime manaları üzerinden araştırmalar yapılırsa yeni keşiflerin yapılabileceğidir. Çünkü Kur’an’ın vermiş olduğu bilgiler her gün, her gün ispatlanıp duruyor. Kur’an’da yer alan ve 15 asır önce hayali bile imkansız olan çokça durum, bu gün ispat edilmiş durumda. Makalede bunun birçok örneğini göreceksiniz. Şunu da söyleyeyim ki ben kıyametle ilgili ayetlerin açıklamasını yapmaya çalıştım. Dolayısıyla Kur’an’ın tümü üzerinde yapılacak çalışmalar elbette daha bereketli neticeler ortaya çıkaracaktır. Ayrıca makale okunurken akla gelebilecek muhtemel sorulara da cevap vermeye çalıştım. Makaleyi yazarken tüm bunları amaçladığım için makale kapsamlı oldu. Bu açılardan makaleyi tüm okurken tavsiyem; sabırla sonuna kadar okumaktır. Gayret bizden başarı Allah’tandır.

Kur’an-ı Kerim’de kıyamet esnasında yaşanacak olayların anlatıldığı ayetlere bakalım:

TEKVİR Suresinden:

1. Güneş dürüldüğünde,
2. Yıldızlar bulandığında,
3. Dağlar (sallanıp) yürütüldüğünde,
4. Gebe develer salıverildiğinde,
5. Vahşî hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde,
6. Denizler tutuşturulduğunda,
11. Gökyüzü sıyrılıp alındığında,

82-el-İNFİTÂR Suresinden
l. Gökyüzü yarıldığı zaman,
2. Yıldızlar döküldüğü zaman,
3. Denizler birbirine katıldığı zaman,

84-el-İNŞİKAK Suresinden
l. Gök yarıldığı,
2. Rabbine kulak verip boyun eğecek hale getirildiği zaman,
3. Yer dümdüz edildiği,
4. İçinde bulunanları atıp boşaldığı,

89-el-FECR Suresinden
21. Ama yeryüzü parça parça döküldüğü,

99-ez-ZİLZÂL Suresinden
1. Yerküre kendine has sarsıntısıyla sallandığı,
2. Toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı,
3. Ve insan “Ne oluyor buna!” dediği vakit,

101-el-KÂRİA Suresinden
5. Dağların da atılmış renkli yüne dönüştüğü gündür (o Kâria!)

56-el-VÂKIA Suresinden
l. Kıyamet koptuğu zaman,
4. Yer şiddetle sarsıldığı,
5. Dağlar parçalandığı,
6. Dağılıp toz duman haline geldiği,

21-el-ENBİYÂ Suresinden
104. (Düşün o) günü ki, biz o gün gökyüzünü yazılı kâğıtların tomarını dürer gibi düreriz. Tıpkı yaratmaya ilk başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz. (Bu,) üzerimize aldığımız bir vaad oldu. Biz, (vâdettiğimizi) yaparız.

78-en-NEBE Suresinden
18. Sûr’a üflendiği gün, bölük bölük Allah’a gelirsiniz.
19. Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur;
20. Dağlar yürütülür, serap haline gelir.
7. Bilin ki size va’dolunan şey gerçekleşecek!

77-el-MÜRSELÂT Suresinden
8. Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
9. Gök kubbe yarıldığı zaman,
10.Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman ,

75-el-KIYÂME Suresinden
5. Fakat insan önündekini (kıyameti) yalanlamak ister.
6. “Kıyamet günü ne zamanmış?” diye sorar.
7. İşte, göz kamaştığı,
8. Ay karardığı,
9.Günesle ay bir araya getirildiği zaman!
10. O gün insan, “Kaçacak yer neresi!” diyecektir.
11. Hayır, hayır! (Kaçıp) sığınacak yer yoktur!
12. O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.

52-et-TÛR Suresinden
9.O gün gök sallanıp çalkalanır.
10.Dağlar yürüdükçe yürür.

69- HAKKA Suresinden
13 – Sûr’a bir tek üfleme üflendiği,
14 – Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,
15 – İşte o gün olacak olur.
16 – O gün gök yarılır ve o gün o çökmeye yüz tutar.

36 -YASİN Suresinden:

38- Güneş de bir delildir ki kendi karar kılacağı yere doğru akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.

Diğer Surelerden;
“Gün gelir, yeryüzü başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir.” (İbrahim, 14/48), ve “(Kıyamet) günün(ün) şiddetiyle gök bile çatlar.” (Müzemmil, 20/18) “Sonra gök yarılıp yağ gibi erimiş olarak kıpkırmızı bir gül gibi olduğu zaman.” (Rahman Suresi, 37)

Güneş sistemimizin sonu ile ilgili modern bilimin tespitlerinden bir kısmını ele alalım:
Evrendeki yıldızların yanma usullerini ele aldığımızda şunu görürüz: Yıldızlar belli bir müddet yandıktan sonra kendi içlerine çökerler ve dış katmanlar iç katmanların etrafına sarılır. Sonraki aşamada yıldızların çekim gücü bazen binlerce, bazen milyonlarca kat artar. Çekim gücünün etkisiyle yakınlarındaki gezegenleri ve hatta yakın yıldızları bile çekip yutarlar. Yıldızların ömrü bitince bugün astronomi biliminin yaptığı kategorilendirme sistemine göre üç halden birine dönüşürler: 1) Kara delik, 2) Nötron yıldızı, 3) Beyaz cüce.

“İzaşşemsu kuvviret” Tekvir 1. Ayetteki “kuvviret” kelimesinin ifade ettiği manalar üzerinde duralım.  Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı tefsirinden:Tekvir aslında yuvarlak şekle sokmak ve toplamak mânâlarıyla ilgili olarak sarık sarar gibi yuvarlanmasına dürüp sarmak ve bohçalamak mânâsınadır. Bir de bizim devirmek ve kürümek dediğimiz gibi yıkıp atmak mânâsına gelir. Razî tefsirinde yazıldığı üzere bazıları Hz. Ömer’den gelen bir rivayete dayanarak kör etmek körletmek mânâsına olduğunu da söylemişlerdir. Bunların mechûl (edilgen) şekli olarak tekvir olunmak da dürülüp sarılmak veya devşirilip atılmak veya körletilmek demek olur.

Güneşin dürülmesi iki mânâda anlaşılabilir.

Birisi, uzaktan düz görünen güneş yuvarlağının etrafı kabuk bağlayıp bir bohça gibi sarılarak ışığının sönmesi ve körlenmesi demek olur ki bu hakikattır. Veya güneş tutulduğu zaman olduğu gibi gözden kaybolmasıdır. Bu da mecazdır.

İkincisi, güneş kütlesinin bizzat kendisinin ortadan kaldırılıp atılması demek olur ki, bu mecazi bir mânâdır. Zira bir elbise kaldırılacağı zaman dürülüp de kaldırılmak âdet olduğundan, dürülmek, gerekli olma ilgisiyle, yok etme mânâsından mecaz olur. Tekvirin ikinci mânâsı olan yıkıp atmak, bu mânâda hakikat demektir. Üçüncü mânâ olan köreltmek ise, öncekinin aynı demektir.

Şu halde “tekvir-i şems” şu iki mânâdan birini taşımaktadır. Ya ışığının sönmesi veya kütlesinin kaldırılıp görünmez olması. Onun için tefsirler de başlıca bu iki mânâ üzerinde yürümüşlerdir.

Konuyla ilgili rivayetler:

İbnü Abbas’tan gelen bir rivayette tekvir-i şems, güneşin Arş’a katılması, bir rivayette de karanlık olmasıdır.

Mücahid, Katade ve Hasen’den: Işığının gitmesidir. Yine Mücahid’den gelen bir rivayette, çöküp yok olmasıdır.

Rebi’ b. Heysem’den: Güneşin atılmasıdır.

Kurtubî de şöyle der: Başa sarık dolanır gibi dürülür, sonra ışığı giderilir, sonra da atılır.

Ebu Salih’ten: Ters döndürülmesidir.

Ebu’l A’la El Mevdudi’nin Tefhimul Kur’an tefsirinden: Tekvir, güneş ışınlarının yayılmasına benzetilmiştir. Yani güneş ışınları, sarık gibi dağılmış ve etrafa yayılmıştır. Kıyamet gününde de sarık gibi toplanacak ve o zaman güneş sönecektir.

Modern bilimin tespitleriyle bu manaları karşılaştırdığımızda şunu görürüz:
Kelimenin ifade ettiği hakiki ve mecazi manaların hepsi gerçekleşecektir. Dikkat ediniz yedi mana:
1) Güneş yuvarlağının etrafı kabuk bağlayıp bir bohça gibi sarılarak ışığının sönmesi ve körlenmesi
2) Gözden kaybolmasıdır.
3)Güneş kütlesinin bizzat kendisinin ortadan kaldırılıp atılması
4) Çöküp yok olmasıdır. (Bir varlıkta veya alanda bitmek diğerinde başlamak; öncekinde yok olmak demektir)
5) Başa sarık dolanır gibi dürülür, sonra ışığı giderilir, sonra da atılır.
6) Işığının gitmesidir
7) Ters dönmesidir.

Şüphesiz bu durum Kur’an’ın İnsanları aciz bırakan anlatım tarzının bir örneğidir. Bir kelime ile ne kadar çok mana ifade edilmiş! Ve hepsi doğru.  Güneşin ömrünün sonunda, güneşin dış katmanları iç katmanlarının etrafına dürülecek, ışığı sönecek. Bilindiği gibi yıldızlar ömürlerinin sonunda karadelik,  nötron yıldızı veya beyaz cüceye dönüşür. Her üçü de dürülmedir. Galaksimizdeki yıldızlar da zamanla aynı akibete uğrayacak. Galaksilerin merkezlerindeki karadeliklerin uzun zaman dilimi içinde büyüdüğünü, zamanla diğer yıldızları yuttuklarını bugünkü ilmi düzeyimizle biliyoruz. Samanyolu galaksisi de kendi içine çöktüğü zaman, güneş orada yerini bulacak. Yörüngesi de bu aşamada geçerliliğini yitirecek ve güneş burada durağan bir hal alacak.

Güneş dürüldüğünde, güneşin çekim gücü güneş sistemi için yıkıcı düzeyde artacak, ayın da ışığı da gidecek ve o da güneşe katılacaktır. (Kıyamet 8,9. Ayetler) Çünkü kıyamet birbirine bağlı olaylar zinciri şeklinde cereyan edecek.

Güneşteki madde miktarının bir kara delik veya nötron yıldızına dönüşmek için yeterli olmadığı zamanla beyaz cüceye dönüşeceği, beyaz cücelerin de zamanla soğuduğu ve ayette ifadesini bulan kabuk bağlamanın gerçekleştiği de günümüzde bilim tarafından kabul edilen bir durumdur. (Bakınız: Tubitak Bilim ve Teknik Dergisi Mart: 2001 sayısı, “Beyaz Cüceler” adlı makale)

Sonraki aşamalarda neler olacak? Kur’an ayetlerinden hareketle ilerideki satırlarda yeri geldikçe açıklayacağım.

2. YILDIZLARIN BULANMASI: Yıldızlar bulandığı  (Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı tefsirinden)

İnkidâr, bulanmaktır. Bunda da iki mânâ rivayet edilmiştir.

Birisi, nurlarının parlaklığı bozulup sönmesi, silinmesi, “Yıldızlar silindiği vakit.” (Mürselat, 77/8) âyeti de bunu açıkça göstermektedir.

Birisi de, “Yıldızlar döküldüğü vakit.”(İnfitar, 82/2) buyrulduğu üzere saçılıp dökülmeleridir. Buhârî yalnız bunu rivayet etmiş, tefsirciler de çoğunlukla bunu tercih etmişlerdir. Râzi şöyle der: Çünkü inkidârda asıl olan dökülmektir. İmam Halil demiştir ki: “Ard arda gelip döküldüler” mânâsına denilir. Kelbî de şöyle demiştir: O gün gök yıldız yağdıracak, gökte yıldız kalmayıp düşecektir.

Modern bilimin tespitleriyle bu manaları karşılaştırdığımızda şunu görürüz:

Evet yıldızların hem ışığı giderilecek hem de döküleceklerdir. Önceki satırlarımda galaksilerin de kendi içlerine çöktüklerini açıklamıştım. Son aşamada evren de büzülecektir. (Enbiya 104’ün tefsirine  bakınız)

DENİZLER TUTUŞTURULDUĞUNDA: Denizler ateşlendiği zaman. Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı tefsirinden

Tescir, alevli ateşle fırın kızdırmak ve doldurmak mânâlarına gelir. Burada da bu iki mânâdan hareketle üç şekilde tefsir edilmiştir:

Birincisi, denizlerden volkan halinde ateşler çıkarak sularının çekilmesi ki, Buhârî’de Hasen’den, “Bir damla su kalmayacak.” diye rivayet edilmiştir.

İkincisi, Mücahid’den rivayet edildiği üzere “doldurmak” mânâsıdır ki bu da iki şekilde düşünülmüştür. Birisi, önceki mânâ gibi ateşle doldurulmuş olması; birisi de “Denizler yarılıp birbirine karıştığı vakit.” (İnfitâr, 82/3) âyetinden açıkça anlaşıldığı üzere, denizlerin yarılıp akıtılarak yerkürenin her tarafını bir deniz halinde istila etmesidir ki, zelzeleler ve volkanlarla yerkürenin çalkandığı ve dağların yürütüldüğü an ile birliktedir. Bu üç mânâ Buhârî’de de özetle nakledilmiştir.

Bir de İbnü Atiyye Tefsiri’nde yazıldığı gibi denilmiştir ki; tescirin, sâcurdan türetilmiş olma ihtimali vardır. Sâcur, köpeğin boynuna bağlanmak için geçirilen toka ve tasma demek olduğundan,tescir, toka takmak veya tasma geçirmek mânâsıyla zaptedip malik olmaktan mecaz olarak denizlerin o çalkanma halinde abluka edilmiş gibi zaptedilip bağlanmasını ifade eder.

TEFHİMUL KUR’AN-(Yazarı Ebu’l Ala El- Mevdudi) Kitabından: Bu ayette “succiret” kelimesi kullanılmıştır. Bu kelime ‘tescir’ den mazi-meçhul siygasıdır. Tescir, Arapça’da tandır içindeki ateşi tutuşturmak, körüklemek anlamına gelir. Gerçi denizlerin tutuşturulması insana ilk bakışta tuhaf gelebilir ama eğer suyun gerçek yapısını dikkate aldığımız zaman, bunun hiç de tuhaf olmadığını görürüz. Bu öyle bir mucizedir ki, Allah (c.c) suyu iki farklı gazdan (oksijen ve hidrojen) yaratmıştır. Biri (oksijen) ateşin yanması için gereklidir, ikincisi (hidrojen) ise, kendi kendine tutuşarak ateş alır. Bu iki gaz birleştiğinde suyu meydana getirirler ve ateşi söndürücü bir özellik alırlar. Allah Teâlâ işte bu hususa dikkati çekmektedir. Yani bu iki gaz birbirinden ayrıldığında, hidrojen kendi kendine tutuşur ve oksijen de bu ateşi hızlandırır. Zaten bu gazların asıl özellikleri de budur.

Kur’an-ı Kerim’in açıklamalı meali: Türkiye Diyanet Vakfı yayınları: Denizler kaynatıldığında, Fahrettin Er-Razi’nin Mefatihu’l  Gayb  Adlı tefsirinden:

a) Bu kelime tandırı, fırını tutuşturduğun zaman kullandığın manasını ifade eder.
b) Ayetteki, kelimesinin, “fışkırtıldı…” manasına gelmesidir.
c) Kelimesinin bir manası da “tutuşturulduğunda, yakıldığında”

Modern bilimin tespitleriyle bu manaları karşılaştırdığımızda şunu görürüz:
Su belli bir derece sıcaklık sınırını (1400 derece) aştığında hidrojen ve oksijen ayrışmaya başlar. Sıcaklık arttıkça ayrışma artar 2000 derecede yaklaşık % 1, 3000 derecede yaklaşık %24 oranında ayrışır. Sıcaklık arttıkça ayrışma da artar.
(Kaynak: http://www.yildiz.edu.tr/~oisin/Dersler/Dersnotlari/0653634/YAKITLAR_YANMA_9Hafta.pdf)  

Metaller üzerinden kızgın su buharı geçirmek de hidrojen elde etmenin yöntemlerinden biridir.

Örneğin;

3Fe+4H2OàFe3O4 +4H2 (g)

(Kaynak: MEB. MEGEP Kimya Teknolojisi Ametaller 1 Ankara 2008 Basımı.Ayrıca Çevre Müh.Melikşah Tekin’in kişisel web sayfasından da “Hidrojen Enerjisi” başlığı altında konu ile ilgili açıklamalar bulunabilir.

Kıyamet esnasında Zilzal Suresi 2. Ayette de belirtildiği gibi yer ağırlıklarını çıkaracaktır. Yerin altındaki magma kütleleri, dağların yerlerinden kopup savrulmalarıyla ve çekim gücünün oluşturduğu yüksek basınçla yeryüzüne çıkacaktır. Bu durum da suyun ayrışmasına zemin hazırlar. Suyun bir kısmı bu şekilde ayrışır.  MEB. MEGEP Kimya Teknolojisi Ametaller 1 Ankara 2008 Basımı kitabından: “Hidrojen bileşikleri diğer elementlerinkinden daha fazladır. Çünkü, asal gazlar hariç bütün elementler ile reaksiyon verirler. Hidrojenin herkes tarafından bilinen en önemli bileşiği, tabiatta en çok bulunan sudur. Alkali metallerle ve Ca, Ba, gibi elementlerle iyonik bileşikler teşkil eder. Ortaya çıkan ve hidrür denilen bileşikler suda hidrojen gazı vererek ayrışırlar. Hidrojenin oksijenle arasındaki reaksiyon, 700 derecede pratik olarak anında tutuşur.” Ben diyorum ki bu durum aşağıda yazdığım durumlarla beraber suyun oksijen ve hidrojenine ayrışmasını sağlayacak ve denizler yanacaktır. İnceleyelim:

Kıyamet sürecinde güneşin dürülmesiyle oluşan müthiş çekim gücü atmosferin ve denizlerdeki suların da kinetik enerjilerini arttıracak. Kinetik enerjinin artması sürtünmenin artması sonucunu ortaya çıkaracak. Sürtünme artınca atmosferdeki gazların, suların ısısı artacak. Ayrıca, güneşin, ömrünün sonuna doğru helyum yakacağını da biliyoruz. Helyum yakan bir yıldızın yaklaşık bir galaksi kadar enerji yaydığı da bugünkü bilimsel tespitler arasında.  Kıyamet sürecinde yer altından lavların fışkıracağını da biliyoruz. Bütün bunlar kıyamet sürecinde yaşanacak gelişmeler. Sonuç itibariyle kıyamet sürecinde denizler aşırı derecede ısınacak. Önce kaynayacak ve süreç içerisinde buharlaşacak. Sonra su molekülleri binlerce derece yükselmiş sıcaklığın etkisiyle oksijen ve hidrojenine ayrışacak. Oksijen yakıcı bir gaz, hidrojen yanıcı bir gazdır. Aynen ayetteki kelimenin, kelime manasında olduğu gibi tandır içerisinde körüklenen ateşin yandığı gibi şiddetle yanacak.

Burada bir mana da şu idi: Denizlerin yarılıp akıtılarak yerkürenin her tarafını bir deniz halinde istila etmesidir ki, zelzeleler ve volkanlarla yerkürenin çalkalandığı ve dağların yürütüldüğü an ile birliktedir. Kıyamet esnasında bu olay da gerçekleşecektir. Bu konuda Milliyet 9 Kasım 2013 tarihli ODTÜ fizik bilimi öğretim görevlisi Murat Alev’e dayandırılan “kıyamet ‘ kırmızı dev’ le gelecek” yazısında açıklamalar vardır. Ben diğer kaynaklardan da yararlanarak aşağıdaki açıklamamı yapıyorum;

Burada da Kur’an’ın icaz özelliklerinden birini daha görmekteyiz: Az sözle çok mana ifade etme ve ifadede ki bilimsellik. Çağları aşan bir izah tarzı: (Yerküre bir bütün olarak şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığında) denizler birbirine katılacak, yeryüzünün her tarafına yayılacak, sonra kaynayacak ve son aşamada şiddetli şekilde yanacak. Buhari’de rivayet edildiği gibi bir damla su kalmayacak. Kıyamet sürecinde bunların hepsi gerçekleşecek.

Suyun hidrojen ve oksijen adlı iki ayrı maddenin birleşmesiyle oluştuğunun bilinmediği bir dönemde denizlerin şiddetli şekilde yanacağının ifade edilmesi önemlidir.

Hidrojen ilk olarak 1776 yılında İngiliz kimyacısı Henry Cavendish tarafından bulunmuş ve Fransız kimyacısı Lavosier tarafından ”su yapıcı” anlamına gelen hidrojen ismi verilmiştir. (Kaynak: MEB. MEGEP Kimya Teknolojisi Ametaller 1 Ankara 2008 Basımı.)

DAĞLARIN YÜRÜTÜLMESİ: Burada kıyamette dağların durumu ile ilgili diğer ayetlerle birlikte konuyu ele alalım: (Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı tefsirinden)

Dağlar yürütüldüğü zaman yerkürenin zelzele ve depremle sarsılıp patlayarak dağların yün gibi atıldığı, yerleri serap gibi olmak üzere başlar üzerinden geçen bulutlar gibi göğe fırlatılıp toz halinde serpildiği andır.

Bir defa üfürülüp Ve yer ve dağlar hamlolunup da…  Haml; yüklenip kaldırmak ve taşımak, yüklemek ve yükletilmek anlamlarına geldiği göz önüne alındığında yer ve dağların hamlolunması;  yüklenilmesi, aşağıdan yukarı yerlerinden oynatılıp kütle kütle ayrılarak kaldırılmaları yahut yerin yükünün ağırlığı üfürme ile şişirilip doyum haline getirilerek aşağıdan yukarı içinden püskürtülüp lavlar fışkırarak patlayacak bir duruma getirilmeleri demek olabilir ki, birincisinde patlama olmuş, ikincisinde ise henüz olmamış fakat olmak üzere olan zelzeleler, korku ve heyecan başlamış bulunur. Burada yer ve dağların karşılaştırılması gösteriyor ki, yer ile, bütün yer küresi, üzerindeki yükseklikleri, baskıları, eğrilikleri ve yerin direkleri konumunda olan dağların dışında kalarak çiğnenmekte olan alt tabakaya işaret edilmek istenmiştir. Bunda meselenin asıl konusu, insanları bekleyen son açıklanarak, hükmeden ve hükmedilen konumlarında olan insanlık sınıflarının birbirlerine karşı durumlarına, dolaylı yoldan, işaret edilmiş olmasıdır. Bu ikisi yani yer ile dağlar bir üfürme ile böyle yüklenip karşılaştırılıp arkasından birbirlerini ezecek şekilde bir çarpılış çarpıldıkları vakit ki bunda her iki kütleye verilmiş olan üfürmenin derecesine göre üç ihtimal vardır:

BİRİSİ: Yer kütlesi,”Yer dehşetli bir sarsılış sarsıldığında” (Vâkıa, 56/4) âyetinin mânâsı üzere sarsılmış da sarsılmış, depreme tutulmuş titriyor da titriyor olmakla beraber, yer kütlesinin çarpışmada daha kuvvetli gelmesi durumudur ki, bundan dağlar “Dağlar bir serpilişle serpilip toz duman olunca” (Vâkıa, 56/5-6) âyetinin ifade ettiği gibi havaya uçurulup serpilmiş toz duman halinde uçuşup döşenen zerrelere dönmüş ve “O gün yer ve dağlar sarsılacak, bütün dağlar erimiş bir kum yığını olacaktır.” (Müzzemmil, 73/14) âyetine göre, yer titriyor, çalkalanıyor da çalkalanıyor, dağlar ise potada eriyip akan kum yığını gibi erimiş, akmış; “Böylece onları dümdüz boş bir halde bırakacak, onlarda ne bir iniş ne de bir yokuş göremeyeceksin.” (Tâhâ, 20/106, 107) âyetinin açık mânâsına göre neticede o dağların yeri dümdüz, engin ova haline gelmiş, yer var, fakat yeryüzünde ne iniş yokuş, ne tepe, ne eğrilik görünmez olmuş, etrafını sade bir sis, bir duman sarmış bulunur. Birçok tefsirci bu âyetleri delil göstererek bu şekilde mânâ vermişlerdir. Bunda yeryüzünde yine bir hayatın varlığı düşünülebilir.

İKİNCİSİ, yeryüzüne yapılan üfürme daha çok, yeryüzünün alt ve üstten karşı karşıya kaldığı sıkıştırma daha şiddetli, sarsıntı ve patlamanın onun içinden başlamış olması sebebiyle çarpışmada yeryüzü daha evvel dağılmış, bu yönden dağların galip gelmiş olma ihtimalidir ki bu surette de dağlar yerinden oynamış, oturup dayandığı yeryüzü kalmamış olacağı için dağlar da o patlama ve çarpışma neticesinde eriyip akarak hepsi un, hepsi dağılmış zerreler, bütün yeryüzünün bulunduğu yer dümdüz bomboş bir alana dönüşmüş,  ufukta uzay boşluğu yarılmaya hazır bir bulut, bir sis halinde sarkmış bulunur.

ÜÇÜNCÜSÜ, yeryüzü ve dağların ikisine de verilen kuvvet eşit gelerek çarpışmada ikisi birden erimiş ve yine aynı sonuç meydana gelmiş bulunur ki, birçok tefsirci de bu şekilde mânâ vermişlerdir. Yerçekimi ile ilgili olan yıldızlar sisteminin de bu sırada ahenkleri ve genel uyumları bir değişikliğe ve karmaşıklığa düşmüş “O gün yeryüzü, yeryüzünden başka bir şeye, gökler de başka şeylere çevrilecek, insanlar her şeye hakim olan Allah’ın huzuruna çıkacaklar.”(İbrahim, 14/48) âyetinin sırrı ortaya çıkmaya başlamış olur. Müzzemmil Sûresi’nin az önce geçen, “Dağlar erimiş bir kum yığını olacak.” (Müzzemmil, 73/14) meâlindeki âyeti birinci mânâda; Fecr sûresindeki “Arz, çarpıla çarpıla toz duman edilince.” (Fecr, 89/21) âyeti de üçüncü mânâda açıktır.

Bir de dekk ve dekke yumuşak ve düz yere ve kumluğa denilir. Aynı şekilde dekke, dükkana yani kapı önünde oturmak için üstü bir yüzey halinde düzeltilmiş tümsek ve taraça ve teras gibi yapıya denir. Dekk etmek mastarı da duvar gibi yüksek bir şeyi alçaltmak ve düzeltmek için vurup yıkarak kırıp dökmek ve dekk etmek gibi döğüp ezmek ve bir şeyin girinti ve çıkıntısını, pürüzünü düzeltmek için ezerek veya sürterek, eğeleyerek veya çukurlarını doldurarak herhangi bir şekilde düzlemeye denilir ki bunlar birbirlerinin gereği gibidir.

Bazıları da şöyle der: Dekk, dakk’tan daha incedir.

Dekk’te, bir bütünü meydana getiren kısımlar tamamen dağılıp düzlenir; dakk’ta ise, bütünü meydana getiren kısımlar parçalanma halinde irili ufaklı olabilir. Bu fiillerden dekke-i vâhide, bir kere oluş bildiren mastar olup bir vurup yıkış, bir eziş, bir düzeltiş mânâlarını ifade eder. Bunun herbirinin de anlatılan üç mânâdan herbirine göre bir uygunluk ve ilgisi vardır ki,

BİRİNCİSİ, bir vuruşla dağların yıkılıp hepsinin bir düzeye indirilmesi, yeryüzünün deniz yüzeyi gibi dümdüz edilmesi.

İKİNCİSİ, birbirlerine çarptırılmak suretiyle ikisinin de aynı düzeyde yıkılıp bir hurda yığını haline getirilmesi.

ÜÇÜNCÜSÜ, de yine bir vuruşla ikisinin birden yok edilip yerlerinde hiçbir şey bırakılmayarak uzayın düpedüz açılması mânâlarıdır.

Modern bilimin tespitleriyle bu manaları karşılaştırdığımızda şunu görürüz:
Yıldızların kara delik, nötron yıldızı veya beyaz cüce hallerine dönüştüklerinde çekim güçleri bazen milyonlarca, bazen de milyarlarca kat artar. Çevrelerindeki gök cisimleri üzerinde bu çekim gücü etkili olur.  Güneş dürüldüğünde oluşacak çekim gücü dağlar üzerinde de etki gösterecek. Dağlar önce yerlerinden kopacak “Dağlar yürüdükçe yürür.” (Tur 10) gerçekleşecek. Çekim gücünün etkisi artmaya devam ettikçe bunun dağlar üzerindeki etkisi de artacak. Sonuçta “Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman” ayetinde geçtiği gibi savrulup toz haline gelecek. Dağların da atılmış renkli yüne dönüştüğü gündür. “Karia 5 Ayeti” nin ifade ettiği gibi olacak. Çünkü dağları oluşturan toprakların renkleri farklıdır. Burada bir benzetme yapılmıştır. O gün yer ve dağlar sarsılacak, bütün dağlar erimiş bir kum yığını olacaktır. (Müzzemmil, 73/14) Kıyamet sürecinde sıcaklığın çokça artacağını açıklamıştık. Bu süreçte dağların içindeki madenler de eriyecek. Dağların yerküre üzerindeki bir aşaması da: “Böylece onları dümdüz boş bir halde bırakacak, onlarda ne bir iniş ne de bir yokuş göremeyeceksin.” (Tâhâ, 20/106, 107) âyetinin açık mânâsına göre neticede o dağların yeri dümdüz olacak.  Sonra yerküre de pkaradelikarçalanacak. (Fecr suresi 21. Ayet) Karadeliklerin gök cisimleri üzerindeki etkilerini gösteren NASA’ nın yayınlamış olduğu videolar internet ortamında mevcuttur. Bu videoları NASA’nın internet sitesinden (http://www.nasa.gov/ )  “ black hole video” yazarak rahatlıkla izleyebilirsiniz. Ayrıca beyaz cücelerin etkileri ile ilgili Tubitak Bilim Ve Teknik dergileri Kasım 1994, Mart 2001, Haziran 2010, Mayıs 2011 sayılarından beyaz cücelerle ilgili makalelere ve haber yazılarına bakabilirsiniz. Videolarda, grafik ve açıklamalarda da görüleceği üzere çekim gücünün etkisine giren cisimlerin dış katmanları iç katmanlarından önce parçalanır. Parçalanma süreçleri ve bunların aşamaları da gayet kısa sürer.

“ Yer dümdüz uzatıldığı” (İnşikak 3) Ayeti ile; “Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği, (insanlar) bir ve gücüne karşı durulamaz olan Allah’ın huzuruna çıktıkları gün” (İbrahim 48) ayetleri;

Mevdudi: Tefhimu’l Kur’an Tefsirinden;  “ Yer dümdüz uzatıldığı” (İnşikak 3) Ayeti ile; “Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği, (insanlar) bir ve gücüne karşı durulamaz olan Allah’ın huzuruna çıktıkları gün” (İbrahim 48) Yeryüzü dümdüz edildiğinde, yani denizler, dereler kaldırılacak, dağlar parçalanacak ve arz düz bir meydana dönüştürülecektir. Tâhâ-106.107’de bu husus şöyle beyan edilmiştir: “Yerlerini boş, dümdüz bırakacaktır. Orada ne bir eğrilik, ne de bir tümsek göremeyeceksin.” Hakim ve Müstedrek salim bir senetle Hz. Cafer bin Abdullah’tan rivayet olunan şöyle bir hadis nakletmişlerdir. “Kıyamet günü yeryüzü bir sofra gibi serilecek ve insanlar için orada ancak ayak basılabilecek kadar bir yer olacaktır.” Unutulmamalıdır ki, o gün ilk insandan kıyamete kadar dünyadan gelmiş-geçmiş tüm insanlık diriltilecektir. İşte bundan ötürü dağlar, denizler, dereler ve ormanlar kaldırılarak, yeryüzü düzeltilecektir. Ancak bu şekilde bunca insan ayak basabilmek için yer bulabilir.

Elmalılı tefsirinden;
Ve yerküre uzatılıp genişletildiği zaman, dağları ve dereleri yerle bir edilip düzlendiği, “Yerlerini dümdüz bomboş bırakacaktır. Onlarda ne bir iniş, ne de bir yokuş göremeyeceksin.” (Tâhâ, 20/22) âyetinin ifade ettiği gibi düzletildiği veya çekilip uzatılarak sahası çoğaltılıp genişletildiği vakit,   Sehl b. Sa’d’dan rivayet edildiğine göre, ben dinledim Peygamber (s.a.v) buyuruyordu ki: “Kıyamet gününde insanlar tertemiz bir daire gibi beyaz ve parlak bir yer üzerinde haşrolunacaklar.”

“Yeryüzü”, belirli olarak zikredilmiş ve tekrarlanmış olduğuna ve bu şekilde ikincisinin, birincinin aynısı olması esas olduğuna göre de ikinci mânâ açıkça anlaşılır. Bununla birlikte zamir ile buyurulmayıp da açık isim ile buyurulması birinci mânâya da ihtimal vermektedir. Sonra her iki durumda da değiştirmenin de iki mânâya gelme ihtimali vardır:

Birisi tamamen yok ettikten sonra yeni yaratma, yani kendisini değiştirmek; diğeri de maddesinin kalıcı olması ile değiştirilmesi yani vasfını başka şeye çevirmek demek olur. Kelâm bilginlerinden bazıları birinci mânâyı tercih etmişler. Çünkü değiştirmek yeryüzünün kendisine isnat edilmiş olduğu gibi, “Ondan başka her şey yok olacaktır” (Kasas, 28/88) âyeti de açıkça bunu gerektirir. Yukardaki hadise uygun olarak İbn-i  Mes’ud hazretleri: “Yer, üzerinde kan dökülmemiş, günah işlenmemiş, süzülmüş beyaz gümüş gibi bir yer ile değiştirilecek” demiş olduğundan bunun bizzat kendisinin değişmesi olduğu da söylenmiştir. Bazı kelâm bilginleri de ikinci mânâyı tercih etmişlerdir. Çünkü değiştirmenin çevirmek mânâsına kullanılması da meşhur olduğu gibi, ölümden sonraki dirilme hakkındaki “kuyruk sokumundaki en küçük kemik” hadisinde maddenin kalıcılığına bir işaret var gibidir. İbnü Abbâs (r.a) dan rivayet edilmiştir ki: “Yeryüzü yine bu yeryüzüdür. Şu kadar var ki sıfatı değişecek, birçok örneklerden biri; dağları yürüyecek, denizleri yarılacak, dümdüz olacak, eğrilik büğrülük görülmeyecek” demiştir.

MODERN BİLİM AÇISINDAN DEĞERLENDİRME;

Yerkürenin güneşin dürülme süreciyle alt üst olacağı, parçalanacağı, güneş etrafındaki yörüngesinde yayılıp bir disk haline geleceği, (Yukarıdaki ifadelerden;  sofra gibi ve tertemiz bir daire gibi ifadesine bakınız) bugünkü kozmoloji ilmimizle bildiğimiz gerçeklerdendir. Dolayısıyla İslam çağlar sonra astronomi ilmiyle bilinen bir durumu çağlar öncesinden haber vermiştir.  Bu arada insanlar diriltildikten sonra yeryüzüne nasıl sığacaklar,  sorusunun cevabı da burada açıklanmıştır.  Mahşer meydanı konusunda yukarıda zikredilen hadislerde bilgi vardır. İnsanlar bu alandan cennet ve cehenneme sevk edildikten sonra evrenin büzülüp yeniden yaratılması gerçekleşecek. Ben böyle anlıyorum. Şüphesiz Allah her şeyi en iyi bilendir. Biz O’na ve indirdiklerine, ne kastetmişse öylece inandık.  Güneşin beyaz cüceye dönüşmesi bir kısım şişme, büzülme aşamalarından sonra gerçekleşecektir. Şahsi kanaatim  (Hadislerden çıkardığım sonuç: ) mahşer meydanının bir disk haline gelen, alt-üst edilmiş dünya olduğudur. Enbiya 104. Ayetiyle birlikte düşündüğümüzde şunu da anlıyoruz. Dünya, bu disk halinden sonra evren büzüldüğü için evrenle birlikte o da büzülecek. Ayet ve hadislerden çıkardığım bir sonuç ta budur.

Çağımızda dünyamızın bir dönem kor halinde bulunduğu, zamanla soğuduğu, dünyada hayat şartlarının oluştuğu genel kabul gören bir durumdur. (Araştırınız: Kant-Laplace teorisi) Dünyamız kor halindeyken dünyada hayat yoktu. Sonradan hayat şartları oluştu.

Disk halinden sonra yeniden yaratılışa uygun şartların yaratılacağı; “Sonra Allah semadan su indirecek ve insanlar yerden sebze biter gibi bitecekler. İnsanda bir kemik hariç hepsi çürür. Bu çürümeyen, acbu’zzeneb denen kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyamet günü yeniden yaratılış bundan terkib edilecektir.” [Buhârî, Tefsir, Zümer 3, Amme 1; Müslim, Fiten 141, (2955); Muvatta, Cenaiz 48, (1, 239); Ebu Davud, Sünnet 24, (4743); Nesâî, Cenaiz 117, (4, 111).] hadisinden anlaşılan bir durumdur. Bu hadisten mahşer meydanında hayat şartlarının da yaratılacağını anlıyoruz. Tabii ki bu şartlar şu anda ki şartlardan daha farklı hayat şartları olacaktır. Yeni yaşam şartları neler olacak konu ile ilgili ayrıntılara burada girmiyorum. Dileyen hadis kitaplarından okuyabilir.  İnsanlar  mahşer meydanında yaratıldıktan sonra cennet ve cehenneme sevk edilecekler.

Acbu’zzeneb (Kuyruk sokumu kemiği) hakkında aşağıdaki  yazıyı okuyabilirsiniz:

http://www.eajaz.org/eajaz/index.php?option=com_content…‎ adlı internet sitesinden;

BİLİMSEL GERÇEK:omurga

Embriyoloji biliminde kuyruk sokumu kemiği başlangıç çizgisi (primitive streak) kabul edilir.
Modern embriyoloji bilimi kuyruk sokumu kemiğinin (koksiks) başlangıç çizgisi olduğunu açıklamıştır. Çünkü bu başlangıç çizgisinin görünmesinin ardından embriyonun tamamı özellikle sinir sistemi biçimlenir. Daha sonra bu çizgi eskiyip kaybolur ve geriye yalnızca kuyruk sokumu kemiği olarak bilinen koksiks kalır.

Başlangıç çizgisinin oluşumu: Ceninin on dördüncü gününde embriyo hücrelerinde iç ve dış diskler uzayarak armut şeklini alır. Arka kısım inceyken ön kısım enli olur. Arka kısımdaki dış disk hücreleri (ektoderm) döllenmenin on beşinci gününde ilk defa başlangıç çizgisini (primitive streak) oluşturur.

Başlangıç çizgisinde hızlı bir bölünme ve gelişme ortaya çıkar. İç endoderm ve dış ektoderm tabakaları arasında hücreler sağlı sollu ayrılarak mezoderm adı verilen yeni bir orta tabaka oluştururlar.

Başlangıç çizgisinin ortaya çıkmasının sonucunda orta tabaka olan mezodermin yanı sıra sinir sistemi ve notochord (embriyonun sırt tarafında omurgayı oluşturacak olan hücre kümesinin oluşturduğu uzun kordon) oluşmaya ve embriyonun organları şekil almaya başlar. Başlangıç çizgisi sinir sistemini içerdiğinden dolayı başlangıç çizgisinin olmaması veya oluşmaması halinde embriyo hücresinde organlar teşekkül etmez.

Başlangıç çizgisi oluşumunun öneminden ötürü Britanya’daki Warnock Komisyonu (insanın oluşumu ve embriyosu ile ilgilenen bir komisyon) doktorların ve araştırmacıların suni döllenme sonucunda meydana gelen embriyo üzerinde deney yapma zamanını başlangıç çizgisinin oluşmasıyla sınırlamışlardır. Başlangıç çizgisinin ve etkinliklerinin oluşmaya başlamasıyla birlikte şu olaylar birbirini izler:

Nöral tüp kapanırken kulak ve göz taslakları gözükmeye başlar. İnsan beyni nöral tüpün üçte ikilik üst kısmında gözükmeye başlarken omurilik üçte birlik alt kısımda yaratılır. Bu kısım embriyonun dördüncü- beşinci hücre gruplarının altındadır. İlk- dördüncü hücre grubu kafatasıdır.

Mezoderm, hücre gruplarından meydana gelmiş embriyonun merkezinin çevresinde yoğunlaşarak oluşur. Omurlar, kaslar, kol ve bacak taslakları, iskelet ve kas sistemi, üriner sistem ve üreme sistemi burada meydana gelir. Karın zarı, akciğer zarı, iç karın zarı ve kalp zarının yanı sıra kan damarları, kalp, kaslar ve sindirim sistemi de bu hücre grubundan oluşur.

Başlangıç çizgisinin oluşumu, embriyonun gelişim silsilesinin başlamasında organlar ve katmanların oluşmasında önemli bir işarettir. Organların oluşumu aşaması ile ilgili bilinen husus hepsinin ancak başlangıç çizgisinin, sinir sistemi ve hücre gruplarının oluşmasından sonra meydana gelebileceğidir. Dördüncü haftanın başından sekizinci haftanın sonuna kadar bu olaylar sürer. Bu sürenin sonunda ceninin tüm sistemleri ve organları tamamlanmış olur. Geriye ince ayrıntılar ve gelişme kalır.

Başlangıç çizgisinin sonu: Başlangıç çizgisinin önemi dördüncü haftada da kaybolmaz. Çizgi yavaş yavaş kaybolmaya başlar, ceninin ve doğan bebeğin kuyruk sokumu bölgesine gizlenir. Geride çıplak gözle görülmeyen zayıf bir iz kalır.

KONUNUN MÛCİZEVÎ YÖNÜ:

Kuyruk sokumu kemiği ile ilgili hadisler Hz. Peygamber’in mucizelerinden biridir. Embriyoloji bilimi sayesinde hadis çok güzel açıklanmıştır. İnsan kuyruk sokumu kemiğinden meydana gelir ve yeniden diriltilir. Bu kemik embriyolojide başlangıç çizgisi (primitive streak) olarak adlandırılmıştır. Hücrelerin bölünmesi ve organların meydana gelmesini sağlayan budur. Bu izden sinir sistemi ilk haliyle ortaya çıkar. Ardından nöral tüp oluşur ve sinir sistemi tamamlanır. Daha sonra diğer organlar meydana gelir. Küçük bir parçası dışında bu çizgi kaybolur. Kalan parça kuyruk sokumu bölgesinde yer alır. Bu bölgede de kuyruk sokumu kemiği (koksiks) oluşur. İnsanın kıyamet gününde yeniden yaratılması da bu kemikle gerçekleştirilir. Aynen Hz. Peygamber’in bildirdiği gibi…

Copyright © 2009 Commission on Scientific Signs of Qur’an & Sunnah, All Rights Reserved

Kendi değerlendirmelerime devam edeyim;
Bir zamanalar nasıl ki dünyada hayat şartları yoktu, sonradan oluştu. Mahşer meydanına dönüşen dünyada da uygun şartlar yaratılacak,  kuyruk sokumu kemiğinden de insan yeniden yaratılacak ve buradan cennet ve cehenneme sevk edilecektir. İnsan DNA sı toprakta varlığını devam ettirecektir. İnsanın tüm karakteri ve anatomik şekli DNA’sında zaten mevcuttur.

Kıyametin tamamı  bir süreçtir. Güneşin beyaz cüceye dönüşmesi, zamanla soğuması bir süreçtir Yeryüzünün uzatılıp, yayılıp bir disk haline getirilmesi de kıyamet sürecinde gerçekleşecek aşamalardan biridir. Süreç içerisinde güneşin dürülmesi, dünyanın güneşe katılması, yıldızların söndürülmesi, dökülmesi, evrenin büzülmesi ve yeni bir evren yaratılması da vardır. Bu aşamalarda neler olacak? İbrahim 48. Ayetinin bir manası da yok ettikten sonra yeni baştan yaratma idi. Kur’an’ın bir özelliği de az sözle çok mana ifade etmesidir. Bu, ifade zenginliğidir. Kur’an’dan her devirde insanlar kendi seviyeleri oranında faydalanıyor, anlıyor.  Kur’an’ı anlamak için Kur’an’ı bir bütün olarak incelemek, iyice anlamak için hadislere başvurmak, evrenle ilgili manalar için de ilmi araştırmaların kemale ermesini beklemek gereklidir. İbrahim 48. Ayetinin manalarını incelediğimizde yaratılmanın hem ortadan kaldırma, yok etme, yerine başkasını yaratma; hem de değiştirme anlamını ifade ettiğini görürüz. İbrahim 48. Ayetinin manasıyla ilgili yaptığımız ilave açıklamalar ve bu ayeti Enbiya 104. Ayetinin manası ile birlikte değerlendirdiğimiz de çıkan sonuçlar için aşağıda yazdığımız açıklamalara bakınız. Şu da bir gerçektir ki Kur’an bütün seviyelerin üstünde bir seviyedir. Ve her seviyeye de hitap eder. Çünkü evrensellik bunu gerektirir. Yeter ki kişi, biraz okuyup ta anlamadığı ayetler çıkınca; “ben bunu anlamıyorum veya bu bilimsel değil”  (Haşa ) diyerek kesip atmasın.  Araştırsın. Ayrıca tercümede bütün manalar yazılmaz. Yazılacak olsa tercümeler tefsire dönüşür. Bu takdirde Kur’an’ın okunması, hatmi zorlaşır.  Dolayısıyla insanlar anlamadıkları yerleri tefsirlerden araştırmalılar. Yine de anlamıyorlarsa uzman kişilere başvurmalılar.  Ayrıca Kur’an, bütün çağlara hitap ettiğinden bazı manalar ve hikmetler de bilimin gelişmesiyle, zamanla daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü Kur’an bize olduğu gibi, bizden sonraki nesillere de hitap etmektedir. Unutulmasın!

Şu bir gerçek ki biz hangi delili getirirsek getirelim, insanlardan bir kısmı cehennemi ve cenneti gözleriyle görmeyene kadar inanmayacaklardır. Ancak son aşamadaki bu inanış bir fayda sağlamayacaktır. (Bakınız İbrahim Suresi 44-47 ayetler, Maide Suresi 36. Ayet)

GÖĞÜN SIYRILIP AÇILMASI: Gök sıyrıldığı vakit.  Ayeti kıyamette göklerin durumunu ortaya koyan diğer ayetlerle beraber ele alalım:

Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı tefsirinden:

Gök çatladığı vakit”. (İnfitar 1)
İNFİTAR, yarılmak demek ise de, yarılmanın başlangıcı olması daha çok yaraşır. “O gün gök, bulutlar ile yarılacak ve melekler ard arda indirilecek”(Furkan, 25/25); “Gök yarılıp da kızaran, yanan ve yağ gibi eriyen bir gül gibi olduğu zaman” (Rahmân, 55/37); “O gün gök yarılmış, sarkmıştır.” (Hâkka, 69/16); “O günün şiddetinden gök çatlamıştır.” (Müzzemmil, 73/18), “Gök açılmıştır da kapı kapı olmuştur.” (Nebe’, 78/19) âyetlerinin ifade ettiği gibi meleklerin inmesi için yarılmaya başlamasıdır ki göğün terkibi, gökte bulunan cisimlerin düzeni bozularak âlemin harap olmaya yüz tuttuğu zamandır.

KEŞT, kesilmiş bir hayvanın derisini yüzmek ve ağacın kabuğunu soymak ve yüzden örtüyü sıyırmak gibi, örtülü bir şeyi bürüyen örtüyü yüzünden atıp açmaktır. Göğün böyle sıyrılması da hayvanın derisi soyulur gibi sökülüp, yok edilmesiyle tefsir olunmuştur.84-İNŞİKAK: 1. Ayet: Gök yarıldığı (veya parçalandığı) vakit.

Göğün İNŞİKAK’ı, (Yani yarılması) bu âlemin değişmesi için yukarı tarafından gelen ilâhî emrin inmek ve gerçekleşmek üzere gökte ortaya çıkışıdır. Bunun başlangıcı çatlama, sonu da “O gün biz göğü, kitapların sayfasını dürer gibi düreceğiz.” (Enbiya, 21/104) âyetinde belirtildiği gibi dürülmedir. Sonra da “İlk yaratılışa başladığımız gibi yine onu iade edeceğiz.” (Enbiya, 21/104) buyrulduğu gibi iadedir. Bu şekilde yarılma bir taraftan dünya göğünün yıkımı, öte yandan ahiret semasının kuruluşudur.

Yarılmanın başlangıcı, Fürkan Sûresindeki “O gün gök bulutlarla yarılacak ve melekler ard arda indirilecekler.” (Furkan, 25/25) âyeti mânâsınca göğün bulut ile yarılışı, meleklerin ard arda indirilişi ve böylece ilâhî emrin gelmeye başlayışı diye tefsir olunmuştur ki Bakara Sûresi’ndeki “Onlar buluttan gölgeler içinde Allah’ın azabının ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar.” (Bakara, 2/210) âyeti gereğince “işin bitirilmesi” bunun tamamı demektir.

Hz. Ali’den gelen bir rivayette bu yarılmanın “mecerre”den olacağı söylenmiştir. Bazı eserlerde, “mecerre, göğün kapısıdır” diye rivayet edilmiştir. Gökbilimciler der ki: “Mecerre, duyu organlarıyla görülemeyen birçok yıldızlardır.”

Mecerrelerin seçilemeyen birçok yıldız topluluğu olduğunda eski ve yeni astronomi âlimlerinin ittifakı var demektir. Yeni gökbilimcilerin de kanaatleri budur. Bazı aşırıya kaçanlar, “mecerrelerin bir takım yıldızlar olduğunu yeni gökbilimciler yeni teleskoplarla keşfetmişlerdir” zannına kapılarak ileri geri birçok söz söylüyorlarsa da bu yeni değildir. Kuşkusuz bunların oluşumunda dikkat çekici bir özellik vardır. Mecerreler bizim görebildiğimiz göğün en yüksek boyutunda özel bir mevkide olduğundan oradan başlayacak yarılmanın yukardan gelen bir yarılma demek olacağı da anlaşılır.

Böyle bir çatlama ile başlayacak olan gök yarılmasının nihayet dürülme ve işin bitirilivermesine kadar gittikçe yayılan bir takım aşamaları vardır ki bunlar “O gün gök bulutlarla yarılacak.” (Furkan, 25/25), “Gök yarılıp da kızaran, yanan ve yağ gibi eriyen bir gül olduğu zaman.” (Rahmân, 55/37), “O gün gök yarılmış, sarkmıştır.” (Hâkka, 69/16) ve “Gök açılmıştır da kapı kapı olmuştur.” (Nebe’, 78/19) âyetleriyle ifade edilmiştir.

Kıyamette göklerin durumunu anlatan ayetlerin tefsirlerini toplu olarak ele alalım:
Kara deliklerle ilgili videolar incelendiğinde görülecektir ki,  kara deliğin çekim alanına giren gök cisimlerinde daha önce de yazdığım gibi etki en dış katmanda en önce görülür. Dolayısıyla güneş dürüldüğünde dünya üzerindeki etkisi önce atmosfer, sonra dağlar ve denizler ve sonra da yerkürenin tamamı üzerinde olur. Bunlar saniyeler gibi kısa aralıklarla görülür. Gök önce çatlayacak sonra çatlaklar artacak, sonra çökmeye yüz tutacak.  Çekim gücünün etkisiyle sıkışacak ve sıvılaşacak.

Bilindiği gibi gazları sıvılaştırmanın bir yolu da onlara çok yüksek basınç uygulamaktır. Çokça artan çekim gücü bu sıkışma ve sıvılaşmayı beraberinde getirecek. Bu arada çekim gücünün etkisiyle artan kinetik enerji, gazların aşırı sürtünmelerine yol açacak; bu da aşırı ısınmaya, dolayısıyla ışımaya yol açacak. (“Gök yarılıp da yanan ve yağ gibi eriyen kızarmış bir gül (gibi) olduğu zaman.” (Rahmân, 55/37), Uzaktan sanki bir gül gibi izlenim oluşturan bir hal alacak (bir kara deliğin çekim alanına kapılmış maddenin kara delikçe yutulmadan önce müthiş bir sıcaklık derecesine ulaştığı ve bu yüzden önemli miktarda x ışınları yaydığı saptanmıştır.

Kaynak: Vikipedia. Bilim ve Teknik Dergisi Kasım 1999 sayısında da bu konu açıklanıyor. Bakınız “kara delik” maddesi)

Kara delik tarafından çekilen gazların sıcaklığı, karadeliğe düşmeden önce yüksek kinetik enerjinin sebep olduğu sürtünme sebebiyle 1 trilyon dereceye kadar çıkar.  Gül derken, çekim alanına giren dünyanın üzerindeki gaz, çekim alanına doğru harekete geçtiğinde bir kısmı henüz dünya üzerinde ve kısım kısım yarılarak dünyadan sıyrılıp bir çizgi halinde çekim alanına doğru hareket ettiğinde; helyum devi etkisiyle ısınmış atmosfer olmasından dolayı ışıma yaptığı için bu görüntüyü ortaya çıkarması da anlaşılabilir.

Çünkü bu da mümkündür. Veya atmosfer gazları ve uzay boşluğundaki diğer gazların merkez tarafından şiddetle çekilmesiyle merkez etrafında katman katman olması; akabinde şiddetli çekim gücü ile gazların sürtünmesi, sürtünme ile ısı enerjisinin artması ve gazların ışıma yapması anlaşılabilir.

Beyaz cüceler ve kara deliklerle ilgili videolar ve resimler incelendiğinde bu durum görülür. Burada temsili bir anlatım yapılmıştır. “kızarmış bir gül olduğu zaman” ifadesi.  Bu esnada kara delik etrafındaki diske madde akışı bir çizgi halinde devam eder.  ‘Uzaktan kızarmış bir gül gibi’ izlenimi oluşturur. Daha sonraki aşamada da gaz kütleleri merkez etrafında bir disk oluşturur ve gittikçe incelir.

Son aşama: Enbiya Suresi 104. Ayetinde şöyle açıklanmıştır: (Düşün o) günü ki, biz o gün gökyüzünü yazılı kâğıtların tomarını dürer gibi düreriz. Tıpkı yaratmaya ilk başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz. (Bu,) üzerimize aldığımız bir vaad oldu. Biz, (vâdettiğimizi) yaparız.) Kara deliklerle ilgili videoları izlediğimizde bütün bu sonuçları ve son aşamasında gazların kitap sayfaları gibi katmanlar halinde merkez etrafına sarıldığını görürüz. Burada ben kara delik ve beyaz cüceyi tek kategori olarak ele aldım. Sebebi kara deliklerle ilgili izlenimlerimizin beyaz cücelerle ilgili izlenimlerimizden daha fazla olması, ancak beyaz cücelerde de madde üzerindeki etkinin çekim gücünün etkisiyle kara delik kadar şiddetli olmasa da dünya üzerinde bahsettiğimiz tahribatları yapacak düzeyde olmasıdır.

Ayrıca gerek kara delikler, gerek nötron yıldızları, gerekse de beyaz cüceler uzay zaman ve mekanını çekim gücüne oranla bükerler. Güneşin çekim gücü arttığında dünya güneş çevresinde daha hızlı dönmeye başlayacaktır. Güneş etrafında var olan atom ve atom altı parçacıkların bulunduğu düzlem de kısım kısım yarılacak ve güneş merkezi etrafında bükülecektir. Burada dikkat çeken bir husus ta Saffat 6. Ayetteki gibi “Sema: Gök” kelimesinde bir tahsis olmamış olmasıdır. Dolayısıyla Kur’an ayetlerini bir bütün olarak ele aldığımda benzer süreçlerin tüm gökler için geçerli olduğu sonucu çıkıyorum. Saffat 6. Ayet manası: “Biz dünya göğünü yıldızlarla süsledik” deniyor. Yıldızların ve galaksilerin olduğu gök dünya göğü ise ki ayette öyledir. Öyleyse evrenin sınırları da bildiğimizin çok ötesidir.

Burada dikkat çeken bir durum daha var: Yarılmanın mecerreden başlayacağının rivayet edilmesi. Mecerrenin göğün kapıları veya görünmeyen yıldızlar olduğunun ifade edilmesi ve bu konuda çoğunlukla ittifak edilmesi.  Enbiya 104. Ayette bir şey daha dikkatimizi çekiyor: “Yaratmaya ilk başladığımız gibi” yaratmanın başlangıcı Enbiya 30. Ayette: “İnkar edenler görmediler mi ki gökler ve yerler bitişik iken biz onları ayırdık…” ayetinde açıklanmış. Bilimin gelişmesi zaman içerisinde big bang
teorisini ispatladı. Bu durumda şunu anlıyoruz: Evren kıyamet sürecinde büzülecek ve yeni bir evren yaratılacak. “Gün gelir, yeryüzü başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir.” (İbrahim, 14/48)
Bilinmelidir ki güneş sisteminin çok güçlü bir merkez tarafından yıkıcı bir şiddetle çekilmesi de  şimdiye kadar anlattığımız neticeleri verir. Bazen bir yıldız sistemi güçlü bir kara delik tarafından yutuluyor. Güneş sistemimiz güçlü bir karadelik tarafından yutulursa oluşacak etki yine aynı etkidir.

Tüm evrende kıyamet sürecinin bir anda başlaması Allah’a göre zor değildir. Nitekim big bang süreci de çok şiddetli bir güç ile bir anda başladı. Nahl 77: “Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Kıyametin kopması ise, göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan ibarettir. Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.” Burada dikkat edilmesi gereken, kıyametin bir süreç olmasıdır. Bu sürecin başlaması da bir anda olacaktır. Nitekim dağların yürütülmesi (toprak kaymaları ile olur) ayrı bir durumdur, savrulmaları ayrı bir durumdur. Sonunda serap olmaları ayrı bir durumdur. Sonraki aşamalarda yerkürenin parçalanması ve de uzatılıp yayılması, halka haline gelmesi… ayrı durumlardır.

Şahsi kanaatim evrenin big bang ile yaratılması sırasında big bangin oluştuğu noktada çok yüksek oranda maddenin kalmış olabileceğidir. Bilindiği gibi samanyolu galaksisi, içinde bulunduğu galaksi kümesiyle beraber daha büyük bir galaksi kümeleri topluluğu etrafında döner, o galaksi topluluğu da daha büyük bir merkez etrafında döner. (Bilim ve Teknik Dergisi Ekim 1990 sayısı, “Büyük çekim merkezi” adlı makaleden)

“İlk yaratmaya başladığımız gibi” ifadesinden kıyametin kopuşunun buradan başlayacağı anlaşılabilir mi? Mecerrreden kasıt burada çekim gücü katrilyonlarca güneşin çekim gücüne eşit bir merkez olabilir mi?  Enbiya 104. Ayette yaratmaya ilk başlanılan noktaya iade edileceği, ifade ediliyor. Bu konuda ilmi araştırmaların yapılması, ancak acele edilmemesi, delillerin netleştirilmesi önemlidir. Astronomi biliminin netleştireceği ilmi araştırmalar önemlidir.

Kur’an gerçekleşecek olayları kelimelerle izah etmiştir. Bizler bu tür olayların nasıl gerçekleştiğini, ilgili örnekleri inceleyerek daha iyi anlıyoruz. Kur’an bize bu konuda yol gösteriyor, rehberlik ediyor.  İlmi araştırmalar bu alanda yoğunlaştırılırsa sanırım Enbiya 104. Ayetin manası daha iyi anlaşılacaktır.   İlmi derinliğimizin henüz cevabını netleştiremediği bu soruların cevabını zamana bırakıp şunu diyorum: Şüphesiz Allah ne demişse o, olacaktır. Bizler Allah’ın ayetlerine inanan insanlarız.
İnsanların dikkat etmesi gereken bir husus ta şudur. Evrenin kanunlarını yaratan Allah’tır. Allah dilediği zaman kanunları değiştirebilir de. Örneğin, karadeliklerde olağan şartlarda geçerli birçok kanunun değiştiğini biliyoruz: Işığın yansıma kanunları gibi. Allah’a güvenmek lazım.

Dikkatimizi çeken bir başka husus şu idi: Yarılmanın mecerreden başlayacağının ifade edilmesi. Demek ki bu yarılma uzayın derinliklerinden başlayacak, dünya göğünü de içine alacak. Ayetler bir bütün olarak incelendiğinde, sıralamaları takip edildiğinde gökyüzü sıyrılıp alındığında ifadesinden ve “Onlar buluttan gölgeler içinde Allah’ın azabının ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar.” (Bakara Sûresi 210)ayetinden bunu anlıyoruz.

Uzay da boş değildir ve yıldızlar ve galaksiler arası madde, yıldızlar ve galaksilerdeki maddenin yaklaşık on katıdır. Hem mecerre ifadesinden hem yukarıda yazdığım ayetlerden ben; hem uzayın, hem dünya göğünün yarılacağını, yukarıda anlattığım aşamaları yaşayacağını ve sonuçta kıyamet sürecinde evrenin tamamının dürüleceğini anlıyorum.

Şüphesiz Allah her şeyi bütün ayrıntısıyla en doğru şekilde bilendir. Mecerre ifadesi bizim henüz bilmediğimiz alanların varlığını ortaya koyuyor. Fiziksel bir kanundur: Çekim gücü ne kadar şiddetli olursa çekim ve yıkım da o kadar şiddetli olur.  Bir anda bütün bir evrende yıkım sürecini başlatacak, sonuçta evreni büzecek bir çekim alanının oluşması Allah için imkansız değildir. Zümer 67. Ayet:  “Onlar Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O’nun tasarrufundadır. Gökler O’nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.” Burada da dürülmeden bahsediliyor. Dürülme bir merkez etrafında olur.  Evrenin büzülmesi konusunda bazı teoriler ortaya atılmışsa da ben bu teorileri şahsi kanaatlerimce yetersiz gördüğümden bütün evrenin büzülmesi bilimsel olarak nasıl olacak konusuna girmiyorum.

Fakat şunu ifade edebilirim ki yıldızların dürülmesi ve akabinde yaşanacak kıyamet sahneleri bilimsel olarak kaçınılmaz sondur. Bütün bunlar bilimin tespitlerinden yaklaşık 1400 yıl önce Kur’an da yazıldı. Şüphesiz o dönemin bilim ve teknolojisi bunları bilmeye imkan vermiyordu. Dikkat ederseniz İslam alimleri hep rivayet ve kelime manaları üzerinden bu ayetleri açıklamaya çalışmışlar. Biz ise artık bu tür olayların videolarını izliyoruz.

Kur’an’ın bir özelliği de evrensel olmasıdır. Eğer Kur’an evrensel ise ve mucize ise, her çağa hitap etmelidir ve bütün çağlarda mucizeleri ortaya çıkmalıdır. Nitekim böyledir. Peygamberimiz devrinde bunların astronomi keşifleri ile bilinmesi, hele hele bu kadar ayrıntılı açıklanması imkansızdı. Kur’an yüce hakikatleri haber veriyor, insanların yüzlerce yıl önce bilmelerinin imkansız olduğu binlerce bilgiyi bize bildiriyor. Dolayısıyla Kur’an beşer sözü olamaz,  Allah sözüdür diyoruz.

Bazı insanlar “Muhammed (sas) (haşa) çok büyük bir kahindi, her attığı tutuyor. Bunları da atarak tutturmuştur.” Diyorlar. Yani peygamberin yalancı olduğunu iddia ediyorlar. Yalan söyleyen niçin yalan söyler: Karşı tarafa şirin gözükmek ve onları bu şekilde kandırmak için. Ancak bilmelidirler ki Peygamber bu ayetleri okuduğunda Mekkeli müşriklere şirin gözükmek şöyle dursun, dışlandı ve delilikle suçlandı. (Bakınız tekvir:22) Yalan söyleyen, söylediği yalanlardan dolayı kendisinin sürekli delilikle suçlandığı şeyleri söyler mi?!

Burada bir çelişki vardır. “Bir taraftan “çok zekidir” de, öbür taraftan delilikle (haşa) itham edilen şeyleri söyledi ” de. Bu da açık bir çelişkidir. Ayrıca “Muhammed (sas) (haşa) çok büyük bir kahindi, her attığı tutuyor.” Önermesini kullananlara biz şunu söylüyoruz: Önermeyi bu şekilde kurduğun ve kabul ettiğin takdirde şunu da kabul etmelisin, önermenden şu sonuç ta çıkıyor: Her dediği çıkıyorsa inananlar cennete girecektir, inanmayanlar cehenneme girecektir şeklindeki söylediği de çıkacaktır. O zaman ne yapacaksın?  Ancak bu çıkmayacak, dediklerinde şunu diyoruz: “Her dediği çıkıyorsa bunun çıkmayacağını nereden biliyorsun?”

Kıyametin Vakti: İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Allah katındadır.” Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir. (Ahzab 63)

Sana, ne zaman kopacak diye kıyamet vaktini soruyorlar. De ki; onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır. Onu tam vaktinde koparacak olan O’ndan başkası değildir. Onun ağırlığına göklerde ve yerde dayanacak bir kimse yoktur. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu çok iyi biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki, onun bilgisi Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler. (A’raf 187)

Ayetlerden kıyametin kopma vaktini sadece Allah’ın bildiği anlaşılıyor. Bazı insanlar güneşin dört buçuk milyar yıl sonra beyaz cüceye dönüşeceğini dolayısıyla kıyamet için endişelenmeye gerek olmadığını ifade ediyorlar. Kur’an ifadeleri sadece Allah bilir dediği için bu tezi din adına kabul etmiyoruz. Biliyoruz ki Kur’an da yazılan ve bundan 100 yıl önce kelime manalarını anlamak ve rivayetleri almak dışında çok fazla anlaşılamayan noktalar zamanımızda anlaşılmıştır. Yukarıda çokça örnek verdim. Yıldızların dürülmesinin ne gibi sonuçlara yol açtığını açıkladım. Bu denklemde bizim açıklayamadığımız, daha değişik bir ifade ile mahiyetini bilmediğimiz şey; sura üflemekle kıyametin kopacak olmasıdır. HAKKA Suresinden:13 – Sûr’a bir tek üfleme üflendiği,

14 – Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,
15 – İşte o gün olacak olur. 16 – O gün gök yarılır ve o gün o, çökmeye yüz tutar. NEBE Suresinden
18. Sûr’a üflendiği gün, bölük bölük Allah’a gelirsiniz. 19. Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur; 20. Dağlar yürütülür, serap haline gelir. 7. Bilin ki size va’dolunan şey gerçekleşecek

Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı tefsirinden
SÛR, bazıları bunu “vâv” harfinin fethi ile “suver” gibi “suret” kelimesinin çoğulu, nefhi de suretlere ruh üflemek diye kabul etmişlerdir. Eğer böyle olsaydı zamirinde denilmesi gerekirdi. Halbuki diğer bir âyette “Sonra, ona bir daha üflenince” (Zümer, 39/68) diye müfred müzekker zamiri gönderildiğinden bu mânâ doğru olamaz. Bazıları da bunu temsilî kabul etmişler, ölülerin kabirlerinden mahşere çağırılışları halini bir orduyu harekete geçirmek için boru çalınması haline benzetmek suretiyle temsili istiare yapıldığını söylemişlerdir.

Tefsircilerin çoğuna göre ise bazı hadislerde rivayet edildiği üzere Sûr, büyük boru gibi bir şeydir ki, üç defa üfürülecektir: Birincisi, “nefha-i feza’,”yani dayanamama, korku üfürmesi. İkincisi, “nefha-i saık” yani yok olma. Üfürmesi, üçüncüsü ise “nefha-i kıyam”, yani kalkma üfürmesidir. Ve buna memur olan melek İsrafil’dir. Bu âyette açıklandığı üzere birincisi olan nefha-i feza’da göklerde ve yerde kim varsa, yüce Allah’ın dilediklerinden başkası, hep dehşetten sarsılacak. Zümer Sûresi’ndeki “Sûr’a üflenince, Allah’ın diledikleri müstesna olmak üzeri göklerde ve yerde, kim varsa düşüp ölmüş olacaktır.” (Zümer, 39/68) âyeti gereğince ikinci olan nefha-i saık’ta ise Allah’ın dilediklerinden başka hepsi yıkılıp ölecek. “Sonra ona bir defa daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakakalacaklar.” (Zümer, 39/68) ve “Bir de ne göresin! Onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler” (Yasin, 36/51) Ayetleri gereğince üçüncüsü olan nefha-i kıyamda kabirlerinden kalkıp mahşere koşuşacaklardır.

Yorumum: Burada surun kelime manası bellidir. Ancak mahiyeti, yani nasıl bir şey olduğu belli değildir.  Kur’an’da “sura üflenince” kıyametin kopacağı açıklandığı için, kopma zamanını Allaha havale etmek en doğru davranıştır. Ayrıca Araf 187. Ayette “ O size ansızın gelir” ve: “Onun ilmi ancak Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir.” (Ahzab 63) ifadelerinden ben evrendeki düzenin her an bozulabilecek bir dengede olduğunu anlıyorum. Nitekim: “Şüphesiz Allah gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye tutuyor. Ant olsun ki onların nizamı eğer bir bozulursa, kendisinden başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halîmdir, çok bağışlayıcıdır.” ( Fatır 41. Ayet)  Ayeti de bendeki bu kanaati kuvvetlendiriyor.

Kanaatimce bu durumda; surun kelime manası dikkate alındığında ve bu paragrafta yazdığım yukarıdaki ayetler dikkate alındığında bizim henüz bilmediğimiz, keşfini yapamadığımız fizik kanunlarına da işaret var.  Ancak bundan dolayı yapılması gereken şey, karamsarlığa kapılmak değil, kulluk bilincine varmaktır. Bakara 38. Ayette Allah (CC)“…benden size bir hidayet gelir de her kim hidayetime tâbi olursa onlar için herhangi bir korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.” Buyuruyor. Burada yapılması gereken,  kıyametten korkmak değil, kıyamete hazırlanmaktır.

Ayrıca bizim bir şeyi bilmememiz, Kur’an’ın yanlış olduğu anlamına gelmez. Bu konuda bilgimizin yetersiz olduğu anlamına gelir. Şu da var ki, bir konuda bilgimizin yetersiz olması, kesin bildiğimiz, ispatladığımız yargılarımızı inkâr etmemizi de gerektirmez. Kur’an’ın hakikatlerinin her devirde yüzlercesinin ispatlanıp duruyor olması, Kur’an’ın Allah sözü olduğunu kanıtlar. 100 yıl önce anlaşılmayan, -Allah bununla ne murat etmiş-  denilen birçok konu devrimizde açıklanmış ve ispatlanmıştır. Kur’an mucizelerinin her devirde ortaya çıkıyor oluşu, onun evrenselliğinin bir yansıması olmuş ve imanları kuvvetlendirmiştir.

Kur’an’ın mucizelerinin hepsi çok net bir şekilde Peygamber devrinde ortaya konmuş olsaydı, günümüzde insanların pek çoğu (haşa): “Bu tür şeyler zaten o dönemde biliniyordu. Muhammed (sas) de bunları kitabına yazdı”  diyeceklerdi. Nitekim geçmiş milletlerin hayat ve akıbetleri ile ilgili ayetlere: “Onlar zaten Tevrat’ta da var. Oradan alıp yazmıştır” gibi ifadelerle itiraz ediyorlar. Üstelik Kur’an’da, Tevrat’ta anlatılmayan birçok ayrıntının anlatılmasını da göz ardı ederek bu itirazı yapıyorlar. Dolayısıyla ayetlerin bilimsel açıklamalarının günümüzde keşfi, onların bu tür itirazlarına gerekçe bırakmıyor.

Sahih-i Buhari ve Müslim’de geçen bir hadis:  “Bir bedevi Rasûlullah’a (sas) kıyametin ne zaman kopacağını sordu. Rasûlullah (sas) da “Kıyamet için ne hazırladın?” diye bir soruyla karşılık verdi…”

Buradan anlaşılıyor ki yapmamız gereken şey, ahirete hazırlanmaktır.  Kıyametin ispatı, ahiretin de ispatıdır. Çünkü 1400 yıl önce haber verilen, o zamanın teknolojisiyle bilinmesi imkansız durumların kaçınılmaz son olduğu devrimizde ispatlanmıştır. Bu, şu demektir ki; sonraki aşamalar da gerçekleşecektir. Zaten küçük alametlerinden çoğu da ortaya çıktı. “İnsanların hesap verme vakti yaklaştı ama onlar hâlâ koyu bir gaflet içinde haktan yüz çevirmekteler.” (Enbiyâ, 21/1) mealindeki Ayet-i Kerime bizi uyarmaktadır.  Bu makalemde elimden geldiğince Kur’an ayetlerini bilimin tespitlerini dikkate alarak açıklamaya çalıştım. Şüphesiz her ilim sahibinin üzerinde bir ilim sahibi vardır. Bu nedenle ben diyorum ki; hatam olursa bu şüphesiz bana aittir. Allah ise sonsuz ilim sahibidir. Kur’an da hata yoktur.  Gafillerden olmamak, tüm insanlık olarak ilmi araştırma ve tespit gayreti, dileğimizdir. Selam ve sevgilerimle… Allah’a emanet olunuz.

Hakkında Ayşegül Karayel
Yaşamla ilgili bilgi ve deneyimlerime bu sahada devam etmekteyim. Beni takip etmeye devam ediniz , çünkü ben sizi daima takip ediyor olacağım..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: