KANADI KIRIK MELEK’İN KANADINA TAKILANLAR

Tek Parmak, Tek Tuş = UMUT

Sizlere, facebook’ta gezinirken rastladığım hayatı, üç aylıkken geçirdiği menenjit hastalığı nedeniyle yatağa bağlı geçirmek zorunda kalan Yazar Rukiye Türeyen’den bahsetmek istiyorum.

rukiye türeyen.jpg

YAZAR RUKİYE TÜREYEN

“37 yaşındayım ve kendimi bildim bileli kendi ihtiyaçlarımı karşılayamıyorum. İhtiyaçlarımı, kardeşlerim ve annem gideriyor. Ben sevdiklerimi veya beni sevenleri, okurlarımı uyarıyorum sağlığınıza dikkat edin, kötü alışkanlığınız varsa bırakın sağlık gitti mi bir daha geri gelmiyor diye. Engelli bir birey öncelikle kendiyle ve bedeniyle barışık olmalı ki, yaşadığı zorluklara göğüs gerebilsin” diyor ve devam ediyor sevgili Rukiye..

“Tek tıklamayla ulaşabiliyorum tüm dünyaya, bedenimde özgür olamasam da. Ben engelli insanların seçilmiş olduğuna inanıyorum” diyor yazarımız.

Kimimiz dünyaya gözlerimizi sağlıklı, kimisi sakat, kimisi hasta, kimisi de özel olarak açıyoruz. Çoğu sağlıklı veya noksansız (!) olan insanların yapamadığını başarmış. Vücudunda hareket eden tek organı olan sol işaret parmağı ile içindeki umudu gerçekleştirmiş her türlü zorluklara rağmen Rukiye.

Ben 8.baskı ‘Kanadı Kırık Melek’in Kanadına Takılanlar’  kitabını aldığımda çok tuhaf bir duygu hissettim. Ne mutlu dedim kendi kendime benim bile yapmayı beceremediğimi hayata geçirmiş. Kitabında öyle güzel konular işlemiş ve hayatlara dokunmuş ki, bir solukta bitiriverdim. Böylesi akıcı, hikayeci, dil bilgisine hakim bir üslupla ve de hissederek hatta sanki yaşamışcasına dökmüş satırlara.

Hayallerinden biride daha doğrusu onu yazarlığa iten sebeplerden birisi cefakar annesine ev satın alabilmekmiş. Umarım hayalin en kısa zamanda gerçek olur. Ve seni bu azmin karşısında canı gönülden tebrik ediyorum.

“Ben yattığım yerde ayaktayım aslında”. Ne güzel söylemiş yazarımız. Sahi, insanı hayalleri değil midir ayakta tutan, yaşama bağlayan?

Rukiye Türeyen’in hayallerine yaklaşmasına yardım etmek isterseniz kitabını alabilir, ona destek olabilirsiniz. Bel aldım, okudum, kitaplığımdaki yerini aldı bile. Şimdi sıra sizde..

Sevgi dolu dokunuşlara..

 

 

RUKİYE TÜREYEN (2).jpg

KANADI KIRIK MELEK’İN KANADINA TAKILANLAR – RUKİYE TÜREYEN

 

 

Evvelim Sensin, Ahırım Sensin YA RAB.

Geçmişi Aratmayacak Hayırlı, Mutlu, Dolu Dizgin Yaşayacağımız 2017 Dileğiyle.

kanuni-sultan-suleyman-han_

KANUNİ MERSİYESİ  (I)

Ey ün arzusu, kötülenme korkusuyla dünya tuzağına düşmüş insan!

Bu kararsız dünya ile uğraşın ne güne dek sürecek?

O günü an ki son bulur ömrün ilkbaharı,

Lale renkli yüzü hazan yaprağına dönse gerek.

Sonunda içki kadehine bir taş dokunacak devran elinden,

Son yudum gibi senin de yerin toprak olacak demek.

İnsan odur ki kalbi saf olur ayna gibi,

İnsan isen göğsünden kaplan kini ne gerek?

O savaş aslanı padişahın başanı gelen yetmez mi?

İbretle bakan gözünde bu dalgınlık uykusu ne güne dek?

O saadet mülkünün baş süvarisine

Atını sürdüğü zaman dünya dar gelirdi pek.

Kılıcının suyuna Macar kafirleri baş eğdi

Palasının cevherine hayran kaldı Frenk.

Yüzünü yere koydu taze gül yaprağı gibi,

Dünya hazinedarı koynuna aldı onu bir elmas gibi..

                                                                                    BAKİ
KANUNİ MERSİYESİ

Ey pây-bend-i   dâmgeh-i kayd-ı  nâm ü nenk

Tâkey hevâ-yi meşgale-i dehr-i bidirenk

An ol günü ki ahir olup nevbahârı ömr

Berk-i hazana dönse gerek rû-yi lâle-renk

Âhir mekânın olsa gerek cür’a gibi hâk

Devran elinden irse gerek câm-ı ayşe senk

İnsan odur ki âyineveş kalbi saf ola

Sinende neyler âdem isen kine-i pelenk

İbret gözünde niceyedek gaflet uykusu

Yetmez mi sana vakıa-i Şâh-ı şir-cenk

Ol şehsüvar-ı mülk-i saadet ki rahşına

Cevlân deminde arsa-i âlem gelürdü tenk

Baş eğdi âb-ı tiğine küffar-ı Engerûs

Şemşiri gevherini pesent eyledi firenk

Yüz yire kodu lûtf ile gülberk-i ter gibi

Sandûka saldı hâzin-i devran güher gibi

BAKİ          

KAPİTALİZMİN RUHU, SOSYAL PAZAR EKONOMİSİ VE DÖRDÜNCÜ YOL

sömürü

Düşünmek, insanı diğer varlıklardan ayıran çok önemli bir hazinedir. Biz bu hazineyi ne kadar kullanıyoruz?

Düşünmenin tarihi, insanın varlığıyla başlasa da, bilimsel olarak bir kaç bin yıldan eski olmadığını zamanın düşünen insanlarının arkada bıraktığı miras-sal bilgilerden bilmekteyiz.

Düşünmenin milyonlarca şekli ve türü olmasına rağmen; genelde iki türlüdür diyenlere katılsam da; günümüzde uygulanan üçüncü yol düşünme tarzı, İnsanlığa verdiğinden daha çok aldığı açıkça görülmektedir.Yoksa; şu an dünyada ve ülkemizde yaşamış olduğumuz bu kadar karışıklıklar olmazdı.

Düşünceyi, ya da düşünmeyi; Özgür ve dogmatik olmak üzere ikiye ayıran düşünürlerin haklılığı inkar edilemez. Özgür düşünce; olayları eleştirel bir düşünce ile araştırıp sonuca varmaya çalışan düşüncedir.

Dogma düşünceler ise, güçlü bireylerin; toplumu kendi istediği yöne yönlendirmeye zorlayan bir düşünce tarzıdır. Yani tek tip  insan türü bir toplum oluşturmaktır.

Tarihte bir çok örnekleri olan dogma düşüncelerin sonunda felaketler kaçınılmaz olmuşlardır. Almanya’da bir Hitler, İtalya’da bir Mussolini, Sovyetler birliğinin Lenin ve Stalin’i, Çin’in Mao’su, ürettikleri dogmalarla ülkelerinde felaketlere yol açan kişilerdir. İspanya’nın Franko’su son Yıllarında özgür düşüncenin değerini anladığı için, ülkesini kendi uyguladığı dogma yönetime bırakmamıştır. Günümüzde bu dogmalar yıkılmış görünüyorsa da, bir çok ülkelerde devam etmekte olduğunu biliyoruz.

ÜÇÜNCÜ YOL

Yaşadığımız çağda uygulanmakta olan „hybrid-düşünce sistemi“…yani; iki düşüncenin karışımlı hali olan üçüncü düşünüş yolu ise; dogma ve özgür düşüncenin karışımından meydana gelen “yumuşak, ama acımayan” düşünce sistemidir. Bunun adı da kapitalizmdir.

Kapitalizm kelimesi ise; yine o bilinen yumuşak düşünce ilkesiyle “liberal ekonomi/ serbest piyasa ekonomisi” olarak değiştirilmiş ve insanlardan bilinen sömürücü yüzünü saklayarak modernize edilmiştir.

Günümüzde iş veren firmaların bir çoğu borsalarda kayıtlıdır. Onların amacı ise; işçisinin emeği üzerinden ortaklarına her Yıl daha fazla kar payı verebilmektir. Çünkü; firmaların yönetim başkanlarının kaderi de, ortakların seçimine bağlıdır. Demektir ki; iş verenler, işçileri için duymak zorunda oldukları sosyal sorumluluk düşüncesinden uzaklaşmışlardır. İşte kapitalizm düşüncenin kara yüzü de budur.

Yumuşak görünen karakteriyle tehlikesini saklamasını çok iyi bilen bu düşünce tarzı, yıllardan beri tartışmaya açılmış olsa da, kolayca değişeceğe de benzemiyor. Yumuşak düşüncenin kökünde “hakkına” razı gelmek kültürüne yer  olmadığı için, güçlünün mazlumu talan ve sömürüsü kaçınılmazdır.

Bu düşünce tarzı, güçlünün güçsüzü yumuşakça esir almasıdır. Yumuşakça teslim olmayanları ise, zoraki teslimiyete zorlamaktır ve adını da demokrasi ihracatı koymuşlar.

Bunun en bariz misallerini Afganistan, Irak ve Arap baharı maskesiyle halkların ayaklanmasının nasıl organize edildiği belleklerimize yer etti.

Ülkemizde ise, her gün yaşadığımız ve son olarak Soma faciasının arkasından ortaya çıkan iş güvenliğinin ne kadar ihmal edildiğini; sanki felaketi davet edercesine iş ve İnsan güvenliğinin ne kadar ilkel bir durumda olduğunu maalesef gördük ve yaşadık.

Sermaye pazarında ise, uzakların yakın olduğu Globalleşme prosedüründe yumuşak düşüncenin emekçiye verdiği sus payı olan günlük yevmiyesi, insan onuruna yakışmayan asgari ücretle ölçülmektedir. Sesini çıkarmak isteyene karşı kullanılan silah ise, yumuşak düşüncenin oluşturduğu sosyal düşünce sorumluluğunu devre dışı bırakan; “istersen çalış” cevabıdır.

Bu “yumuşak” düşünce türünün tehlikesi ise; düşünenleri düşünmeye ihtiyacı olmadığını onlara kabul ettiren/ettirmek isteyen, tahammülü kısıtlı olan, „yumuşak dogma“ düşüncedir. Bu düşünce tarzı, bu gün dünyada geçerliliğini hala korumakta olan yumuşak ve gülerek ısıran düşüncedir. Öteki düşünme şekillerinden daha da tehlikelidir. Çünkü; içerisinde yalan ile yanlışı ayırabilmenin zor olduğu bir düşünce şeklidir.

Riyakar yönetimlerde görev alan, etek öpenlerin, sendikaların pes ettiği, basının susturulduğu, Üniversitelerin konuşmadığı bir dünyada, yumuşak düşünce ile yaşamak zor olduğu düşünülse de; başka bir yol olmadığı için katlanmaktan başka da bir çare görülmüyor gibi olsa da, çözümü olmayan bir durum da değildir!

DÖRDÜNCÜ YOL

1960 lı yıllarda Federal Almanya Şansölyesi Ludwig Erhard’ın ortaya attığı “Sosyal Pazar ekonomisi”( Social Market Economy / Soziale Marktwirtschaft) olmasaydı, Almanya adaletli kalkınmaya ulaşamaz ve refahın zirvesini de yakalayamazdı.

Bundan 50 Yıl önce dördüncü yolu çizen ve pratikte uygulamasını da başarıyla zirveye taşıyan; aynı zamanda bir ekonomist ama, kapitalist olmayan Ludwig Erhard, günümüzün sorunlarını görür gibiydi. Yaşa ve yaşat düşüncesi onun rehberi olmuştu.

Ne yazık ki; bu dördüncü yol olarak benim de hayal ettiğim “Sosyal-Pazar ekonomisi” devre dışı bırakılmıştır.

Devre dışı bırakılan bu dördüncü yol; yeniden yaşama geçirilmelidir!

 

Mehmet Nuri Sunguroğlu

19.05.2014

 

İntibak Farkları Maaşlarda Fark Yarattı (!)

CALISMA VE SOSYAL GUVENLIK BAKANI CELIK, ELAZIG'DA

İntibak düzenlemesi kapsamında, 2000’den önce emekli olanların aylıklarında yapılacak güncelleme yaklaşık 1.9 milyon kişiyi etkileyecek. 2000’den önce emekli olanlar bu aydan itibaren, intibak kapsamında 10 ila 339 lira zam alacak. Bu yazının devamını oku

“Fırsatları yakalamanın anahtarı, her güne bir fırsat olarak bakmak ve onu arayıp bulmaktır.”

Geçenlerde okuduğum ünlü İskoç yazar Thomas Carlyle’nin yaşamla ilgili bir tespitini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değişik açılardan bakabilirsek, neredeyse hayatımızdaki her hadise bir fırsattır. Yıllar önce, bir ayakkabı şirketinin sahibi, pazar araştırması yapmaları için Afrika’ya pazarlamacılar gönderdi.

Birinci pazarlamacı, pazar araştırması yaptıktan sonra patronunu aradığında şöyle dedi: “Burada bizim için hiçbir fırsat yok. Çünkü hiç kimse ayakkabı giymiyor.”

Birkaç ay sonra giden ikinci pazarlamacı patronunu arayıp heyecanla şöyle dedi: “Afrika’da inanılmaz fırsatlar var. Burada hiç kimsenin ayakkabısı yok.”

Fırsatları yakalamanın anahtarı, her güne bir fırsat olarak bakmak ve fırsatları arayıp bulmaktır. Bu, birlikte olduğumuz insanlardan, okuduklarımızdan ya da gelişen herhangi bir hadiseden de doğabilir.

Tarih boyunca gayret sarf etmeksizin yaşayanlar arasında isim bırakmış bir tek insan yoktur.

Yine Carlyle’nin çok beğendiğim birkaç sözünü paylaşmak isterim.

• Eğer hoş bir kızı öpüp öpmeme konusunda kuşkuya düştüyseniz, kuşkunun yararını verin ona.

• Deney, öğretmenlerin en iyisidir; yalnız okul masrafı ağırdır.

• Düşünce bir defa uyandı mı, bir daha uyumaz.

• Yaşayan insan mutlaka kendine göre bir giyecek bulacaktır.

• En ağır günah, insanın kendini günahsız bilme gururudur.

• Bir insanın başkasından istediği her şeyde ya bir İlahi Hak yahut da Şeytani Haksızlık vardır.

• Bir adamın küçüklüğü hakkında şundan daha hazin bir kanıt verilemez: O, büyük adamlara hiçbir şekilde inanmaz..

• Büyük insan büyüklüğünü, kendisinden küçük insanlara karşı davranışlarıyla gösterir.

• Toplumlardaki büyük rütbe sahipleri tıpkı banknotlar gibidirler, hepsi altını temsil ederler. Fakat yazık ki bunlardan bir çoğu sahtedir.

Fırsatları yakalamaya ve şükretmeye ne dersiniz..;)

Ey Sevgili Dost Kudret..

Taşlıklı yola saptım, biliyor musun?

Topuğunu kıran o delik hala duruyor.

Gözlerinin, gözlerinin, gözlerinin…

Ah aşkım yirmi yıldır böyle işte

Gelmeyeceksin bir daha biliyorum

Bu adada tek ibadetim;

YILDA TEK BİR GECE SENSİN.

 Bu yaşanmışlığı anlatan dizeler helallik alıyor dünyadan, kendinden. Şeffaflığı, samimiyeti, merhameti ve cömertliği, ısıtıyor damarlardaki kanı.

 Tomurcuk gül gibi yeni umutlarla bakıyor dünyaya insanlara aşklara…Roman tadında hikayeleştirilmiş her bir şiirinde O’nu bulmak çok kolaydır aslında. Ben henüz yeni buldum ve başlardayım okumanın ama sorunu tahmin edebiliyorum önsözündeki “dostlardan mesajlar” da ki bir yorumun aksine.

 O cüsseli endamında hafif alaycı gülüşünde, muzip bakışında, bir kuş kalbi çarpıntısında, her şeye inat mütevaziliğiyle yaşamımda ayrı bir yeri hapseden bu adam yazar, şair, baba, kardeş, ağabey, dost, sevgili Kudret Kobal’dır. 

Son iki kitabı olan “Minik Papatyam” ve “Bir Çay Koy Sevgili”’ de roman tadında şiirler bulacağınızdan eminim. Çünkü ben, her birinde ömre yayılmış anılar , profiller buldum. 

Siz kaç yıl yada ne verirsiniz bilmem ama ben müebbete çevirdim kararımı..:)

Sizin için ..

http://www.facebook.com/?ref=home#!/event.php?eid=235719549812364

Deliysem Sebebi Var!

İlk iş hayatına Bakırköy Akıl Hastanesi’nde Başhekim Sekreterliğinde başlamıştım. Minibüsten inince Başhekimliğe giden yol, uzun ve her iki yanı alabildiğine yeşilliğin olduğu bir güzergahtı. Her sabah işime giderken en çok keyif aldığım dakikalar ise bu yolda yürümekle geçen zamandı..

Nedendir çözemediğim tuhaf bir huzur ve keyif alırdım. Nede olsa ruhları dinlendiren ve onaran bir mekandan geçmekteydim. Önüme çıkan sigara isteyen delilerden korkmak bir yana onları normal (!) insan olarak görmüşümdür hep. Her insanın benliğinde delilik vardır, bende bunların arasındayım diye düşünmüşümdür hep.

“Hayatı gereği kadar ciddiye alacaksın” sözümü çok sonraları tecrübe ettikten sonra bulmuştum. Bu yazının devamını oku

EĞER

 

Tüm çevrendekiler kendinden geçip de

Seni suçladıkları anda soğukkanlı kalabilirsen,

Herkes senden şüphelendiği halde

Onların kuşkularını hoş görebilirsen.

  Bu yazının devamını oku

%d blogcu bunu beğendi: