MAVİŞ GÖZLÜ KIZIM ÇILGIN’IMA VEDA..

Yanda görmüş olduğunuz onun ölmeden önceki son haliydi. Maviş gözlü kızım dün akşam elim bir şekilde aramızdan ayrıldı. 😦festival 032

Uzun zamandır şehit haberlerinden gülmeyen yüzümü daha da aşağı düşüren acıydı bu.

Sene 2003; Onu ilk tanıdığımda verdiğim isim “Benekli”ydi. Beyaz ve kızıl tüylerinden sebep koymuştum bu adı ona ama ilk sahibinin seçtiği adıyla seslendim sonrasında.

Nice güzel anılarımız ve yaşanmışlıklarımız oldu Çılgın’ımızla. Anam ve ben sokak hayvanlarına ‘köpeklere, kedilere vs.’ bir fiil bakmaya başladığımız günden bu yana çok belirgin yaşadığımız ana hadise insanların dünyanın yalnız kendileri için yaratılmış ‘bencil’ olduklarıydı.festival 034

Bu sebeple hayatımızda hiç alışkın olmadığımız nahoş hadiselere gebe kaldık.  Yaşadığımız kötü hadiseler bu satırlara sığmaz.

8.8.2014  Cumartesi günü yüzündeki kum kenesi için barınağın veterinerini çağırdım. Annemle alışverişe giderken gayet sağlıklı olan ‘Çılgın’ımızı dönüşümüzde kanlar içinde yerde baygın buldum. Gözleri yalnızca ışığı seçebildiği için yine araba çarptığını sandım. Sanki içi paramparça olmuş dışarı kusmuştu.

Derhal ona bakan veterinerleri çağırdım. Kene ilacı sürebilmek için anestezi yaptıklarını, bu sebepten kan kusmuş olamayacağını söylediler. Çılgın’a müdahale etmesi için bir şeyler yapmasını söyledim. Şaşkın ve kızgındım. Ona kanama durdurucu iki iğne yaptı ve gittiler.

Bu satırları yazarken zihnim donup kalıyor. Tarifsiz keder içindeyim. Düşüncelerimi aktarmak için ağlama moduna girmemeye çalışıyorum. Kafamda pek çok soru işareti var. Basit bir kene olayı yüzünden hayat dolu kızımızı kaybetmiştim.

Hadisenin yaşandığı günden bu yana onu kontrol edip süt içirmeye çalışıyordum. Her zaman seslenişime yanıma koşan bu dünya güzeli dün sabah her zamanki yerinde kıpırdamadan yatıyordu. Ona elimle son sütünü içirmişim meğer.

Akşamüzeri kontrole gitmek üzereyken onu gözetleyen spor salonu sahibi Erhan beni arayarak Çılgını kaybettiğimizi üzülerek söyledi. Derhal onu görmeye gittik. Yerde öyle cansız bedeni, görmeyen açık kalmış gözleri ve kan kusmuş ağzı…

Kelimelerin boğazıma düğümlendiği yerdeyim…

Ne yıllardır üyesi olduğum B.çekmece Sokak Hayvanlarını Koruma Derneğinin, ne defalarca faceten yaptığım duyuruların, ne de seni yalnızca kalabalık veya gösteriş olsun diye mutlu ve acı günlerinde yanlarında görmek isteyenlerin ‘çağrılarımı’ görmezden gelmeleri..Yalnızca gözlerinin birini açtırabilmekti derdim. 

Her zaman bu tür insancıklar yüzünden annemi karşıma alışım, meğer ne çok haklıymıçılgın (3)ş..

Uzun zamandır yazmayı düşündüğüm bir blog vardı. Başlığı ise “Batılı aklını, Türkler egosunu kullanır” diye.

Ne acıki müşkülpesentliğimizle meşhuruz.

Son zamanlarda her fırsatta tekrarladığım bir sözümle noklayacağım. Doğanın bir konunu vardır. Bir canlı kendi yaşamını sürdürebilmek için diğer canlıyı öldürmek zorundadır. Bu yalnızca ‘hayvanlar alemi’ için geçerlidir.

Oysa bunu biz insanoğlu üzerinde başarıyla tatbik etmekteyiz.

Haziran seçimlerinden sonra mola verdikleri terörü daha şiddetli ve çok yönlü başlatan gözü dönmçılgın (5)üş kana susayan iç ve dış mahlukatların ebediyen yok olmalarını diliyorum. Halkımızın bu hainlerin senaryolarına inanmamalarını, aklı selim hareket etmelerini tüm kalbimle temenni ediyorum.

çılgın (4)

RUHLARINIZ ŞAD OLSUN MADENCİ KARDEŞLERİM.

soma madenDoğduğumuz gibi elbette bir gün ebediyete göçeceğiz. Zira her insanın kaderinde mutlak ‘ölüm’ vardır. İhmalkarlık, rehavet severlik, vurdumduymazlık, bencilliğin sardığı sarhoşluk neticesinde yaşanan felaketler hiç bir insanın kaderi olamaz, asla olmamalıdır da..Daha dün gibi hatırımda 2010’da Şili’de yaşanan maden kazasında da benzeri yaşanmış olup, titiz, sabırlı ve tedbirli çalışmalar neticesinde pek çok insanın hayatı geçen onca günler sonunda , küçücük bir delikten kurtulmuşlardı.

Dün akşam saatlerinde öğrendiğim Manisa Soma’da yerin altındaki kanallarda kurulu trafonun patlaması sonucu oluşan felaketin ardından saatlerce dualar ettim, yüzlerce metre toprağın altında olan hala nefes alanlar için. Dehşet ve keder içindeyim.

Ben bir gün fani olacak bedenimin gömüleceği 2 metrelik toprağa nasıl gireceğimi düşünürken, onlar korksalar bile çocuğunun karnını doyurmak için her gün kilometrelerce yerin dibine inmekteydiler.

Tek tesellim hayatını kaybeden, evine ekmek götürmek uğruna her gün ölüme –toprağın altına- inen Madencilerimizin ŞEHİT mertebesinde Rab’lerine kavuşmalarıdır.

Hayatlarını kaybeden madencilerimize YÜCE RABBİM’den rahmet diliyor, acılı ailelerine ve sevenlerine sabırlar temenni ediyorum.

Hala nefes almakta olan diğer madencilerimizin de selametle sevenlerine –bizlere- kavuşmaları için dualar ediyorum.

Günlerdir, gece gündüz hayat kurtarmak için kendi hayatını feda ederek çalışan  tüm arama kurtarma ekibine sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

soma-da-maden-kazasi-1-oluSOMA madenciler

Ben niye yaşarım?

Nasreddin Hoca’nın hikayelerinden biridir, duymuşsunuzdur mutlaka. Bir arkadaşı, bir gün kendisine uğradığında  Hoca’yı koca bir sepet kırmızı biberin önünde otururken bulur. Bakar ki, gözleri kızarmış ve şişmiş ama biberleri yemekten bir türlü vazgeçmiyor. Sorar: Niye kendine eziyet ediyorsun Hoca?” Yeni bir biberi eline alıp ısıran Hoca, ‘Çünkü sepetin içinde tatlı biber arıyorum.’

Bende aynı durumdayım. Fazladan bir şey,  hayatı yaşanmaya değer kılacak bir şey istiyorum. Hiçbir ideoloji veya alternatif hayat tarzı bu ihtiyacımı karşılamıyordu.

Hayallerim ise her seferinde köşeyi dönünce belirecekmiş gibi duruyor ama hiçbir zaman görünmüyordu.

Uzun bir aradan sonra gayri ihtiyari şuursuz derinlere dalmıştım ki kendime şunu sorarken buldum. “Ben niye yaşıyorum? Ne yaparsam beni mutlu eder ve yaşamımı anlamlı kılar?”

Herkes kendince bir hayat çizgisine sahiptir. Çoğumuz bu çizgiyi çok erken yaşlarda, çoğumuz da ilerlemiş yaşında hissettiğinde çizer. Yaşadıklarımız bize referanstır.

Bu referansı doğru –iyi- kullanmak Hoca’nın tatlı biber arayışı gibidir. Acılar bizi pişirir. Bazılarımız ise hayatı boyunca hep tatlı biber yediğini sanarak arayışa bile girmez. Çünkü farkında olmak istemediği bir hayatı seçmiş ona fayda vermeyen acı biberleri yiyerek kendine zarar vermiştir.

Oysa hedefi, hayatının gayesini bulmak olsaydı acı biberlerin arasında tatlıyı bulmak kolaylaşacak ve beklide anlamlaşacaktı..

Bir yere ait olduğunu bilmek ve bilinmek güzel şeydir.  Derinlerdeki hakikate erişmeniz dileğiyle saf bir tebessüm..

%d blogcu bunu beğendi: