EYLEM: Koru ki, Doğa Dengesini Bulsun.

Büyükçekmece Sokak Hayvanlarını Koruma ve Sevenler Derneği

Gönlümüz sokaklarda yaşamaya çalışan tüm dilsiz canların dili olmak, çare olmak, dost olmak ve korumak. Doğayı içindekilerle beraber koru ki sende yaşayasın. Onu yok ettiğin müddetçe sende sonunu hazırlamaktasın.

2.2.2020 Pazar günü Bağımsız Aktivistler Platformunun İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde düzenlediği ‘DEV’ eylemine katıldım.

Yaklaşık 2003 yılından bu yana sokak hayvanlarıyla ilgilenmekteyim. Hayvan sevgisinin doğuştan mı yoksa aileden mi geldiğini tam kestirememekle birlikte şunu çok iyi hatırlıyorum. Çocukluğumda annem ve babam kardeşimle birlikte her hafta sonu Gülhane Parkına hayvanları görmeye götürürdü. Bu sebeple midir bilmem her cins hayvanı tanımaya ve sevmeye çalışırım.

Şimdi gelelim asıl konumuza. 2008 yılında Facebook’a üye oluşumun iki asıl amacı çoğumuz gibi okul arkadaşlarımızı bulmak , diğeri ise sokak hayvanlarını koruma ve geliştirmek idi. İlerleyen zamanda sosyal medya mecrasını çeşitli insani yardım faaliyetlerinde de kullanmaya başladım ve bunda başarılı olduğuma da inanıyorum. Hiçbir şeyin tek başına yeterli olmadığı dünyamızda imece usulünün bu tür ‘iyilik hareketleri’ bağlamında önemli olduğunu düşünmekteyim. Atalarımızın “bir elin nesi var, iki elin sesi var” deyişine kesinlikle katılıyorum.

Lakin içimizdeki egoya dur diyemediğimiz için ‘ben’ duygusu ön planda hareket ediyor ve konunun özünden uzaklaşıyoruz.

Pazar günkü eylemi düzenleyen platformu tanımıyordum. Tanımam da gerekmiyordu. Eğer ki maksadımız sokaktaki hayvanların sesi olup, onların yaşamalarını zorlaştıran unsurların ortadan kalkması, iyileştirilmesi ve daha pek çok konu ise sesimizi hep birlikte duyurmalıydık.

Oysa Türkiye’de “Hayvanları Koruma ve Yaşatma Partisi”  kurarak seçime girecek olsam ülkemin yarısının oyunu alacak bir çoğunluğa sahibiz. Hal böyle iken doğadaki –kaldıysa tabi- canların sesi olup tecavüzcüleri, zehirleyenleri, arabayla üstünden geçenlerin, çocukluğunda cinsel istismara uğradığı için hıncını savunmasız hayvanlardan alan psikopatların, uyuşturucu bağımlıların ve daha nicelerinin saldırısını haykırmak internet üzerinde klavye liderliği yapmak çok kolaydır. Er meydanına çıkıp gücümüzü birleştirmek ise ast olandır.

Uzun zamandır gerek bireysel, gerekse sivil toplum kuruluşlarıyla can siperhane hayvanların zarar görmeden yaşamalarına olanak tanımak için var gücüyle mücadele eden hayvanseverler maddi ve manevi güçlükler yaşamaktadır. Yıllardır çıkmasını beklediğimiz ‘Hayvanları Koruma Kanunu’nun taslağı  meclis raflarında bekletilmektir.

Ankara Batıkent’te bir hakimin hayvan katillerine verdiği 10’ar yıl hapis cezası sevincimizi ve ümidimizi artırırken, ardından gelen başka bir mahkemenin kararı bozması ise yeniden bizi karanlığa düşürmüştür. Oysa bu habere sevinenler önce hayvanlara sonrasında ise savunmasız çocuklarımıza tecavüz etmeye kalkışanlar olacaktır. Şiddetin her türlüsünü, evvela derdini anlatamayan hayvanlar çekmektedir. Bu tür ‘katillerin’ yaptıkları yanlarına kaldığı müddetçe toplumda huzur ve refaha erişmek mümkün olmayacaktır.

İnsanlar hukukun adaleti terazide eşitlemediğini gördükçe, kendilerince önlem ve ceza verme yöntemini seçmek zorunda kalıyorlar. Hal böyle iken ortada ne ‘Adalet’ kalıyor, ne de ‘Huzur’..

Dünyamızın sonlarına yaklaşırken yabani hayata dönme çabalarını artıran, ilkel koşullarda beynini çalıştıran zavallılar güruhuna artık ‘DUR’ demenin vakti geldi de, geçiyor.. Yaşadığımız, aynı havayı soluduğumuz bu gök kubbenin altında daha yaşanılır ve mutlu kalabilmemizin yolu insanlığın birbirine hoşgörü, sağduyu, sabır, akıl ve sevgiden geçmektedir.

YARADILANI SEVERİM, YARADAN’DAN ÖTÜRÜ..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceliğimiz Kendi Bencilliğimiz mi?

fentekİki gündür uykusuz ve zorlu geçen rahatsızlığımda gece yarısı aklıma bu bloğu yazmak geldi ve sabah kalkar kalmaz bunu tuşlara dökmek, dahası sizlerle paylaşmak istedim.

Herkes iyi bir sevgili, dost, eş, çocuk, ana, baba hatta arkadaş yada aşık olabilir. Peki samimi bir insanda bulunan özellikler kaçımızda mevcuttur hiç düşündünüz mü?

İsterseniz bunu yaşadığım birkaç örnekle açıklayayım. Geçmiş bir zamanda metrobüsle ilk yolculuğumu yapıyordum. Beykent  durağında beklerken nasıl gideceğimi sorduğum bir genç  bana yolu tarif etti ve aynı yere gittiğimizi söyleyerek  birlikte araca bindik. Yan yana oturacağımızı zanneden bu genç 2 kişilik koltuğu işaret ederek oturdu. Nedense görmezden gelerek bu şık görünümlü ve bana yardım eden kibar beyefendinin yanına oturmak istemedim. Tekli koltuğa geçtim.

Yol boyunca beni gözleriyle süzerken, bir yandan konuşma çabası içinde olduğunu fark etmemek imkansızdı. Aslına bakarsanız bu hoş görünümlü insanla o uzun yolu sohbet ederek geçirmek pek fena olmazdı.

Bazen klasik Karadeniz damarım tutuyor işte.

Neyse yolculuğum boyunca gideceğim yere varmanın heyecanıyla durağı kaçırmayayım telaşı almıştı beni. Diğer yandan bana yol tarif eden kibar erkeği gözlemekteydim, olur da benden önce inerde kime sorarım yolu diye..Derken otobüse durakların birinde orta yaşlarda bir kadın biniverdi. Araç tıka basa doluydu. Yaşlı kadın bu kibar ve centilmen görünüşlü bana yardım eden gencin önünde dikilmekteydi.  Bu kadına yer vermesini bekliyordum ki yüzünü pencereden tarafa çevirererek, görmezden gelmişti. O asil görünümün altında farklı birinin olması beni bir kez daha hayal kırıklığına uğratmış, kişilik tespitimde yanılmadığımı görmek ise beni üzmüştü..Sanırım daha genç ve güzel bir hatunun başında dikilmesi bu kişiye daha cazip gelirdi.

Demek ki şık giyinmek , kültürlü ve centilmen görünmek (!), yakışıklı olmak ‘İYİ BİR İNSAN’ olmak için yeterli gelmiyormuş..Ben bunun farkındayım da bazen çok mu şey bekliyorum karşımdakilerden diye kendime sormadan edemiyorum ama hayır bu olması gereken davranış..

Rahmetli babamla beraber kanserle mücadele ederken aklımdan bir dakika bile çıkmayan ve gururla anlattığım bir davranışı vardı. Hastaneye giderken arada toplu taşım araçlarına bindiğimizde o hasta haliyle, yaşına ve kılığına bakmadan hasta vücuduyla hanımlara yer vermesiydi.

İşte bu ‘İYİ BİR İNSAN’ hatta faziletli olmanın gereği ve örneğidir..

Faziletli insan, olduğu ve olmadığı her mekanda varlığını ve ışığını her şekil ve şartta hissettirebilen insandır. Sözüm anlayabilenlere..

Samimi olmaktan ve iyilik yapmaktan korkmayın, mutlaka geri dönüşümü vardır..

En kalbi duygularımla sevgiler.

Mızmızlanıp durmaktan vazgeç, bu sana bir şey kazandırmaz. Çözüm üretmeye bak. Şansa ve tesadüflere inanarak ömrünü geçirme.

“Toplu şikayet seanslarına rastlarız çoğu kez. Hastalıklarından bahsetmeyi sevenler :’Geçenlerde çok kötü üşütmüşüm, ateşim 40 dereceydi.’ Hemen biri atılır: ‘O da bir şey mi ben senden daha kötüydüm 42 derece ateşle acile zor yetiştirdiler.’

En çok hastalığı olan yarışmayı kazanacakmış gibi olmadık ağrılar icat edip karşıdan ilgi beklerler.”

 Ben hassas ve narin büyüyen biriydim. Bu hassasiyet benim hayatımın her alanına maalesef olumsuz yansıdı. Sürekli bir yerlerimin ağrıdığından şikayet edip dururdum. Annemle babam beni götürmedikleri doktor bırakmazdılar ama sonuç her seferinde “hiçbir şeyi yok” diyen doktor raporu olurdu. Bu yazının devamını oku

%d blogcu bunu beğendi: