15 TEMMUZ 2016 MİLLİ BİRLİK ve MÜCADELE DESTANI

15 TEMMUZ 2016 Türk Milletinin Dehşet Gecesi: İhanetin 2.Yıldönümü

Kahraman Şehidimiz Ömer Halisdemir

Kahraman Şehidimiz Ömer HALİSDEMİR

O karanlık gecede, mensubu olduğum derneğin toplantısındaydım. Toplantıdan saat 22.00 sularında eve geldiğimde televizyon kanallarını dolaşmaya başladım. Annem o sırada her şeyden habersiz mutfakla meşguldü. Haber kanallarını açtığımda Boğaziçi Köprüsünün ve FSM Köprülerinin Jandarma tarafından kapatıldığı haberi geçiyordu. Henüz üstümü bile değiştirmeden izlediğim haberle ayakta donmuş kalmıştım. Anneme panik halinde ‘koş anne köprüyü askerler kapatmış, bir şeyler oluyor ama nedir’ diyerek, az önce toplantıdan ayrıldığım dernek arkadaşlarımı arayarak durumdan haberdar etmeye ve neler olup bittiğini anlamaya çalıştım.

Şaşkınlık ve hezeyan içindeydim. 1980 darbesini yaşayan biri olarak dehşete kapılmış, o günler gözlerimin önünden film şeridi gibi geçmişti. Süngülü tüfeklerle sınıfımızın kapılarında bekleyen askerler her yeri istila etmişti. Evlerimiz didik didik aranıyordu. Ne olduğunu doğru dürüst anlamadan izliyordum korkulu gözlerle. Zira o dönem bu sebeple okuluma bir yıl ara vermek zorunda kalmış ve çok üzülmüştüm.

Anneme ‘hadi ben dışarı çıkıyorum, PKK’lı teröristlere meydan vermeyelim, bu ülke bizim, Türk Milletini kolay değildir yıkmak’ dediğim gibi evden çıktım. Annemin ‘arkamdan dur gitme kızım başına bir şey gelir’ diye bağırdığını duydum. Ana yüreği beni yalnız bırakmadı arkamdan bana yetişti. Mahallemizden durumu kavramaya çalışan pek çok kişide sokağa dökülmüş ve bir arada toplanmıştık.

Bizlerde dönmeyi düşünmedik. Asırlar önce Mustafa Kemal ATATÜRK’ün askerlerine vatan için söylediği ‘size ölmeyi emrediyorum’ rotasıyla yola çıkmış, en güçlü ve büyük silahımız olan imanımızla dönmeyi düşünmeyen vatandaşlardık.

Yiğit askerlerimizin ve kahraman ordumuza sızmış, Türk Devletinin ekmeğiyle, suyuyla büyümüş, okullarında yetişmiş vatan hainlerinin akıbeti elbette ki hazin ve ibretlik olmalı. Yıllardır içimize, tüm damarlarımıza zehir gibi sızarak giren FETÖ terör örgütünün teşebbüste bulunduğu darbe girişimi, amacına ulaşamadan milletin inancı ve cesaretiyle bertaraf edilmişti.

Peki, insanların dini inançlarını kullanarak ağır ağır zehirleyen, vatanına hain fertler yetiştiren bu FETÖ terör örgütünün içimizde böylesine kök salması ve dallanması nasıl fark edilmedi ve büyüdü? Ben öteden beri insanların inançlarının özellikle de dini inançları kullanarak sömürgeleştirilmesinin çok tehlikeli ve telafisi olmayan bir unsur olduğunu savunmuşumdur. DİN yalnızca Türk Milletinin değil, yeryüzünde yaşayan tüm insanlığın en öncelikli yaşamsal konularından ve yönetimlerinden olagelmiştir. Aslına bakarsanız bana göre ‘din’ toplumları adil şekilde yönetmek ve refaha kavuşturmak için meydana çıkmış bir kurallar bütünüdür. Zaman içinde her şey de olduğu gibi dini de kendi menfaatlerimize göre tasarlayıp, uydurmuşuz. FETÖ’de 60’lı yıllarda ülkemizdeki zehirli tohumunu salmışlardan.

Güçlü, kökleri imanla bezenmiş, her ırktan, dilden, dinden insanlığa kucak açmış ebedi bir milleti yok etmeye çalışacak hainler elbette ki dünya döndükçe olacaktır. Lakin biz hiçbir millete benzemeyen, öyle ki cephede yaralı düşmanını taşıyan bir erimizin eşsiz bir devletiyiz.

Ülkemizin gelecekte her alanda daha iyiye, en üst zirveye çıkabilmesi için elbette ki liderlerimizin birlik ve dayanışma içinde olmaları, sonrasında vatandaş olarak bizlerin devletine sahip çıkması gerekmektedir. Daha oturduğu yeri pisleten, ‘çöpçünün işi bu’ diyen, eleştirdiğini yapan, hayvanlara ve çocuklara tecavüz eden, arkadaşının karısına, bacısına göz diken, hırsızlığı meslek edinen, hak etmediği halde devletten usulsüz maaş alan bir zihniyeti içimizde barındırıyoruz. Örnekleri çoğaltabiliriz..

Nihayetinde bu günlere gelindi. Bu eşsiz vatanı, evvel ALLAH, sonrasında bize canını hiç tereddüt etmeden kurşunlara atlayan nice yiğit kahraman Şehidimiz Ömer HALİSDEMİR’ler sayesinde, şu an rahat nefes almakta, hayatımıza devam etmekteyiz. Darbe girişiminde ve bugüne dek vatan uğrunda yaralanmış gazilerimize YÜCE RABBİM’den şifalar niyaz ediyorum.

Onlara ne kadar dua etsek kafi değildir mutlaka. Acılı ve kederli ailelerin yanı sıra bizlerin yegane tesellisi ise Peygamberimizin şefaatine ve cennete nail olmalarıdır elbette.

YÜCE RABBİM ülkemizi ve TÜRK MİLLETİNİ, yeryüzünde örnek ve muzaffer eylesin. Bir daha böylesi bir ihanetle karşı karşıya gelmemeyi temenni ediyorum.

BÜTÜN ŞEHİTLERİMİZİ RAHMET VE MİNNETLE ANIYOR, GAZİLERİMİZE YÜREKLERİNDEKİ SIZIYI HAFİFLETECEK ŞİFALAR VE SELAMET DİLİYORUM. TÜRK MİLLETİMİZİN BAŞI SAĞOSUN, VATANIMIZ İLELEBET KUTLU YAŞASIN.

103. Yılında Çanakkale Destanı.

ımg_20180318_112647868764931..jpg

Emekli Albay Kurtaray Çelik

Büyükçekmece Rizeliler Derneği 18 Mart Çanakkale Zaferini anma programı düzenledi. Program, dernek üyeleri ve halkın katılımıyla saygı duruşu, ardından İstiklal Marşı okunmasıyla başladı. Kuran tilaveti ve dualar eşliğinde şehitlerimiz ve gazilerimiz anıldı.

Günün anlam ve önemine binaen açılış konuşması yapan Dernek Başkanı Turgut Berberoğlu, Çanakkale’de destan yazan şehitlerimizin farklı kültür ve ırka mensup yiğitlerimizin de cephede siper aldığını, insanlar arasında ötekileştirmenin manasız bir çaba olduğu üzerine vurgu yapmıştır.

Konuşmaya Emekli Albay Kurtaray Çelik devam ederek, “Türk askerlerinin cephede vatanları için gösterdikleri çetin mücadeleyi ve yiğitliğini, yaralı düşmanını sırtında taşıyan tek ve onurlu bir millet olduğumuz gerçeğini , tarihi yönleriyle ve Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Şehitliği şiirini heyecanlı okumasıyla bitirmiştir.

Oldukça duygulu ve hüzünlü anlar yaşanan derneğimizde üyelerimizden Hüsnü Arslan ve Edebiyat Hocası Ahmet Bey ve Diş Hekimi Halim Saral Bey Çanakkale Destanı üzerine düşüncelerini paylaştılar.

Asırlardır Türk Milletinin gücünü küçümseyen ve de tarihte bunun ağır bir şekilde karşılığını gören ve öğrenen düşmanlarımız, günümüzde de hala boş bir çaba içerisindeler. Hz. Peygamberimiz, Hz. ALLAH cc İslam Devletini yıkmaya çalışan müşriklere karşı savaşmak zorunda kalmıştır.

Savaş, insanlığın yok olmasına sebebiyet veren en kötü diplomasidir. Yazık ki günümüzde bunu en şiddetlisini ve sonuncusunu Suriye sınırında görmekte, endişe ve üzüntüyle izlemekteyiz. Türk Milletinin muzaffer ordusu asırlardır damarlarında taşıdığı asil kanla düşmanlara karşı yek vücut mücadele vermektedir. Ecdadımız Osmanlı’dır. Aslını inkar eden Türk ve bizden değildir.

Türk toprakları, Haçlılardan temizlenmek üzere Fatih Sultan Mehmet Hanın fethedeceği İstanbul ‘un Peygamberimiz vasıtasıyla müjdelenmiştir.

Yorgun ve tüketilmiş Osmanlı İmparatorluğunu yok etmekten kurtaracak Selanikli Mustafa Kemal doğacaktı. Vatanın her sathında kurtuluş mücadelesi başlatmış ve dahi bunun en kanlı ve kutlusunu Çanakkale Boğazında veren Başkumandan Mustafa Kemal göğsü iman dolu askerleriyle, baba ocağına geri dönmeyi düşünmeden cepheye koşan askerleriyle tarihe zafer yazdırmıştır.

Sabah kahvaltısını hoşafla açan yiğit şehitlerimizi ve gazilerimizi dua ve minnetle anıyor, savaşların yaşanmayacağı, aydınlık, sevgiye açılan pencerelerden bakacağımız, bebeklerin, çocukların okyanuslarda boğularak can vermekten ziyade, bilime yelken açan nesillerin yetişmesinde yarışacağımız yarınlara kavuşmak dileğimdir.

En kalbi duygularla..

instasize_1803170015521265308658.png

Neden sende diğerleri gibi sıradan parti kurup, yan gelip yatmadın ki Mustafa Kemal Paşa!

Bir vatan kurtarmanın, yeni bir vatan kurmanın heyecanı ve azmi ancak O ve kurmaylarının sayesinde gerçekleşmiştir.

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının idealist ruhlarını tutuşturan yegane düşünce vatan ve millet sevgisiydi.

I.Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu’nu İtilaf Devletleri işgal altına almıştı. Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Milli Mücadeleyi başlatarak ülkenin bütünlüğünü muzaffer ordusuyla zafere kavuşturmuştu.

Ahlakın üstün değerlerine sahip çıkacak, akıl ve vücut sağlığının yanı sıra sağlam bir irade ve çalışkanlığın da göz önünde tutulacak genç nesillere armağan edilmiştir bu kutlu gün.

Bu vatan idealist yöneticilerin elinden, kişisel menfaatlerden uzak Bu yazının devamını oku

“Karar verin kardeşlerim. Bu kadını hor mu görüyorsunuz, yoksa hoş mu görüyorsunuz?”

O gün Çöl Gülü erkek kılığında Rumi’yi dinlemek için camiye gitmişti. Rumi tane tane konuşuyordu:

“Yüce Allah kederi yaratmış ki, tezatından saadet doğsun” dedi. Tek bir tanenin bile bu ilahi nizamda yeri var.” Anladım ki şu âlemde tesadüfi veya fuzuli olan bir şey yok. Her şey bir amaca hizmet eder.

Rumi’yi dinlerken bir dinginlik, bir huzur geldi üstüme. Dilenci Hasan kendisine gümüş bir ayna veren Şems’e hayretle sordu “Cüzzamlı adama ayna mı verirsin? Bunca çirkinliğime rağmen“.. Şems “olur da özünü unutursan, sana içindeki İlahi Güzellik’i gösterir.” Sohbet ederlerken arkalarında birden patırtı kopar.

Camide kalabalık bir grup, erkek kılığına girmiş -vaazı dinlemeye gelen- bir fahişeyi ite kalka dışarı çıkartıyorlardı. “Kırbaçlayın şu sahtekârı! Kırbaçlayın orospuyu!”

Çöl Gülü korkudan bembeyaz kesilmişti ortalarında. Nasıl oluyor da tek başlarınayken gayet mütevazi, mazbut ve hatta munis olan insanlar, kalabalık içine girer girmez değişiyor, kabalaşıyor, acımasızlaşıyordu.

Şems Dilenci Hasan’ın yanından rüzgar hızıyla ayrılırken öfkeli kalabalığın önüne dikilir. “Utanın, bu ne hâl? Otuz adam bir kadına karşı, öyle mi? Adil midir bu yaptığınız?” Baybars (muhafız) “Bu kadın cemaati kandırmak için erkek gibi giyinip camiye sızdı ve utanmadan Müslümanların arasına karıştı”. Şems “Yani sen şimdi diyorsun ki bu insan evladı camiye vaaz dinlemeye gelmiş, ne ceza verelim öyle mi?”

Galeyana gelmiş kalabalıktan sıyrılan bir delikanlı fahişenin başındaki sarığa yapıştığı gibi çeker. Uzun sarı dalgalı saçları, gençliği ve güzelliği herkesin nefesini tutmasına sebep olmuştur.

Şems “Karar verin kardeşlerim. Bu kadını hor mu görüyorsunuz, yoksa hoş mu görüyorsunuz?” demesiyle kadını elinden tuttuğu gibi kendine doğru çekmesi bir olur. Baybars Şems’in üstüne yürüyerek “Büyük bir hata yapmaktasın derviş. Sen bizim âdetlerimizi bilmezsin. Senin başka işin yok mu fahişeleri korumaktan?”

Tebrizli Şems bir süre tüm itirazları dinledikten sonra gayet sakin ve kararlı bir tavırla: “Peki siz en başta bu kadını nasıl fark ettiniz? Demek camide sağdaki soldakine bakıyorsunuz. Hakiki mümin, yanındaki çıplak dahi olsa haramı fark etmez. Her kim gerçekten Allah’ı zikrederse, O’ndan başka her şeyi unutur. Siz aslında bugün kadını değil kendinizi ele verdiniz! Onu yakalayarak aklınızın nerde olduğunu gösterdiniz. Şimdi derhal camiye dönüp gerçekten Allah’a iman ederek ibadet yapın.”

İnsanların nasıl göründüğüyle değil, neler düşündüğüyle ve yaptığıyla ilgilenmeliyiz. En kalbi duygularla..

%d blogcu bunu beğendi: