‘AYŞE’ BEBEK.

47511158_10157255402059113_7246610225019486208_n

Annemiz Selva ile AYŞE bebeğimizin yatağını düzenlerken ablası Fatma’yla açılış yaptık. 🙂

Bebeğimizin ailesinden bahsetmek istiyorum biraz. Yaklaşık 5 yıldır tanıyorum Muhammedi. O küresel kapitalist sistemin yarattığı kana susamış canavarların elinden kurtulmak pahasına, zaten zor bela geçindikleri yurtlarını terketmeğe zorlanan Suriyeli ailelerden yalnızca biri. Bebeğimizin amcası Muhammed kağıt toplayarak ailesine bakıyor. Yaşı ise 16. Akranları okulda eğitim görürken, o bazen geceleri bile çalışıyor güçsüz bedeniyle.

Mahallemden Ayşe ablaa diye bağırarak geçerken kağıt arabasıyla, pencereden tiksintiyle ve ön yargılı bakışların çoğu hırsız bunların diyen komşuların , şimdilerde ise bu düşüncelerinden utanan hatta yardım bile eden iyi (?) Insancıklarım oldu.

Benim yarım Arapça’yla onun az Türkçesi derken yanlış anlaşılan o ki kızımız henüz dünyaya 5 gün sonra teşrif edecekmiş.

Bebeğimize öyle güzel hediyeler geldi ki onları istiflerken hayli duygulu ve heyecanlandım.

Her zaman olduğu gibi beni şaşırtmayan gizli meleklerime sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Bu iyilik zincirine katılmak isteyen öyle gönlü güzellikler çıktı ki, bunu tarif edemem. Allah’;a, bana bunu vesile kıldığı için şükrediyorum.

Ne mutlu şu misafir olduğumuz dünyada, ardında naçizane iyilikler bırakana, dua ettirene. Katkıda bulunanlardan Allah razı olsun dostlarım.

Günlerdir heyecanla buluşmayı beklediğim gün gelmişti. Beni yalnız bırakmayan güzel arkadaşım Sulbiye ile birlikte adrese gittik. Ve aileyle tanıştık. Öncelikle size, benim açımdan çok anlamlı ve kıymetli güzel bir haberim var. Aile doğacak bebeklerine benim adımı yani ‘AYŞE’ ismini vereceklermiş. Öyle şaşırdım ve duygulandım ki tarif edemem. İçimde coşku davulları çalıyordu sanki.

Bebeğimizin 18 yaşındaki güzel annesi Selva ile 21 yaşındaki babası Mahmut’un yüzlerindeki mutluluğu size tarif edemem. Ne onlar bizi nede biz onları tam olarak anladık. Çünkü Arapçayı unutmuşum ve de çalıştığı için aramızda olmayan Türkçesi diğerlerine nazaran daha iyi olan Muhammed’te yoktu  ama idare ettik.

Annemizin karnı o kadar küçüktü ki 5 gün değil 5 ay sonra doğacak gibiydi. Selva’nin 1.5 yaşında Fatma isminde birde kızı var. Fatma’yı kucağıma aldığımda bildik zamane çocuklarından farklılığı, hiç kıpırdamadan usulca oturması ve bizi meraklı gözlerle takip etmesiydi. O kadar tatlıydı ki ifade edemem.

Öncelikle sevgili Yeşim’in verdiği ve çokta gerekli gördüğüm bebeğin portatif karyolasını zorda olsa kurduk ve yatak ve nevresim takımını yerleştirdik. İlk olarak ta Fatma’yı karyolaya oturttuk.

Apartmanın en üst katında oturan ailemize ulaşana kadar, alt katında oturan kucağında yeni doğmuş bebesiyle ve sayamadığım çocuklarıyla bir anne çıktı karşımıza. Arapça bize ifade etmeye çalışıyordu derdini. Ve anladığımız kadarıyla da onun da yeni doğmuş bebeğin için beşiğe ihtiyaç vardı.

Götürdüğümüz giyecekler yeni doğan bir bebeğin ihtiyacını ziyadesiyle karşılayacaktır. Yalnız ben durumu daha net görmek için evlerini müsaade alarak dolaştım. İlk tespitim buz gibi ayaklarımı donduran zemin oldu. Salonda içinde yakacağı bitmiş sobanın dışındaki odaları soğuktan jet gibi dolaşıverdim.

İlk tespitlerim arasında ise her türlü gıdaya ihtiyaç var olduğu idi.

‘Ayşe’ bebeğin serüveni henüz başlıyor. Ve umuyor ve istiyorum ki, savaşın estirdiği fırtınadan kaçıp, yokluğa sürüklenen acımasız bu dünyaya, güçlü, cesur ve mutlu gözlerle açmasıdır. Ben onun için çok umutluyum ve esrarengiz bir bebek olacağını hissediyorum.

İyilik devam ediyor.. Aynı binada yaşayan muhtaç durumda hangi ırktan olduğu mühim olmayan dünyadan bihaber çocuklarımız yaşamaktadır. Onlara uzanacak samimi bir el olmak istiyor iseniz bana yazınız.

Ve sözlerime bir müddet ara vermek üzere, bu iyilik zincire katılan güzelliklere en kalbi duygularımla teşekkürler ediyorum. RABBİM sizlerden razı olsun inşallah.

47579506_10157255403684113_544224810838786048_o.jpg

Suriyeli ailelerle birlikte bu güzel anı objektifledik.

Gökhan’ın 3 yıllık tarihi buluşmaya sebep olması ve kendi zaferi.

Serüvenimiz 18 Ekim 2010 tarihinde başlar. Facebook’tan tanıdığım Kasım Erol bir gün bana telefon açar. 15 yaşındaki Gökhan’ı yerel bir televizyon kanalında izlemiş ve bunun üzerine kendisini görmeye evine gitmiştir.

Gökhan’ın kifoz (omurga eğriliği) rahatsızlığı vardı. Annesi İlknur Hanım doğuştan belden aşağısı tutmayan oğlunu iyileştirebilmek için, gitmediği hastane çalmadığı kapı kalmamış ancak neticeye de varamamıştır. Ameliyatı için istenen 100 bin lirayı ailenin verecek imkanı yoktu.

Kasım, o sıralarda yazarlık yaptığım bir internet sitesinde haberini yazmamı, böylelikle birilerine sesimizi duyurabileceğimizi umuyordu. Ben ise olacakları sanki önceden görmüş gibi “Benim yazdığım yazıyla kimse yerinden kıpırdamaz ama bir tv kanalında haber programına çıkartabilirsek belki duyarlı insanlara ulaşabiliriz” diyerek telefonu kapattım. Hemen akrabam olan Kanal 7 Haber Daire Başkanı Nazmiye Hanımı arayarak kendisinden Gökhan’ın haberini yapmasını rica ettim. Bu yazının devamını oku

%d blogcu bunu beğendi: